Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Vicdan Yanığı

Şu an Laponya'dan bildiriyorum. Hayır yazım yanlışı yok. Japonya değil. Okunduğu gibi yazılıyor: Laponya. Dışarıda lapo lapo kar var benim içim yanıyor. Zaten ne zaman lapo lapo kar yağsa aklıma rahmetli Barış Manço gelir. İçerim hafif cız eder. Dünya gözüyle bir kere göremedim iki çift laf edemedim diye. Gerçi benim gibi adam olmayacak bir çocukla konuşma tenezzülünde bulunacak kadar alçakgönüllüydü fakat ben onun karşısına çıkacak kadar masum bir çocuk değildim. Ispanağı sevmeyişimle veya dişlerimi fırçalamayışımla alakalı değildi bu. Sadist bir velettim. Güneş açıları dikine dikine düşerken büyüteçle karıncaları yakardım. Vahşi parmaklarımın arasında debelenen karıncalardan önce çıtırtılar duyulurdu. Sonra midemi bulandıran iğrenç bir yanık kokusu. Bu kokudan nefret ederdim, ancak kokudan kurtulmanın verdiği hazzı tekrar yaşamak için koca bir karınca aşiretinin kökünü büyütecimle kuruttum. Yıllar geçti ve çocukken söndürdüğüm ocakları, yıktığım yuvaları unuttum. Ta ki o m...

İthal Öğretmen

Dil öğretiminde, dili öğretecek olan kişinin, o dili anadili olarak bilmesi öğrenen açısından çok büyük avantaj. Yani ingilizce öğretmeninin anadilinin ingilizce olması... Olaya teorik olarak bakarsan gayet güzel bir fikir. Ancaaak burası Türkiye olunca işin rengi değişiyor. Arkadaş, ingilizce şart deyip her yere ingilizce öğretmenliği açmışsın. Yetmemiş açıköğretim fakültesinde iki yıllık şipşak eğitimle ingilizce öğretmenliği diploması dağıtmışsın. Sonra param yok deyip bunların atamasını yapmamışsın. Sadece İngilizce olsa yine iyi. Eğitimin can damarı olan sınıf öğretmenliğinde de aynı gerekçe ile atama yapmıyorsun. İstanbul'da bir okulda ilköğretim üçüncü sınıf öğrencilerinin 3 yılda sekiz (sayıyla 8) öğretmeni değişmiş.(Yaşanmakta olan Vak’a) Bundan sonra anlatacaklarım ise olması muhtemel olaylar. Ali, 65 kişilik bu sınıfta okuma yazmayı öğrenemeden 4. sınıfa geçecek. Tam okuma-yazmayı öğrenir gibi olduğunda ilköğretim bitecek. Ailesi "bundan adam olmaz" diye okulda...

Kısır Döngü

Zırrrrrr. - Efendim. - İyi günler. Türk Telekom mesaj servisine hoş geldiniz. Bir adet yeni mesajınız vardır. Dinlemek için biri çıkmak için ikiyi tuşlayınız. -Dııııııııııt. 1 -Bir adet yeni mesajınız vardır. Mesajı tekrar dinlemek için biri çıkmak için ikiyi tuşlayınız. -Dııııııııııt. 1 -Bir adet yeni mesajınız vardır. Mesajı tekrar dinlemek için biri çıkmak için ikiyi tuşlayınız. -Dııııııııııt. 1 -Bir adet yeni mesajınız vardır. Mesajı tekrar dinlemek için biri çıkmak için ikiyi tuşlayınız. Çat. Zırrrr - Efendim. - Ortak n'aber? - İyidir. Sen ne yapıyorsun? - Ne yapayım. Maçtan geliyorum. - Haa onun için arıyorsun bu saatte. - Ha ha ha... Türk Telekom Arenada'ki ilk mağlubiyeti fenerden almak nasıl bir duygu? - Alıştık artık. - Ha ha ha... Çat Türk Telekom ve Galatasaray-Fenerbahçe derbisi. Bu ne biçim bir kısır döngü lan...

Yaşama Sebebi

Azgın kalabalıkların gazabına uğramış indirimli ürün rafları gibi dağılmış bir haldeyim. Dağılmış ve parçalanmış... Geç kalan müşterilerin hayal kırıklıkları ve öfke dolu bakışları yükleniyor üzerime bir de. Oysa ne hayallerim vardı benim. İnsanların bulabilmek için bütün şehri altüst ettikleri fiyakalı bir etajer olmak isterdim. Yahut her evin ihtiyacı metal bir kerata. (Plastikler çabuk kırılabiliyor, ayrıca adı üstünde plastik.) Kağıttan kulelere benzeyen hayallerim de yıkıldı nitekim. Beceriksiz parmaklarım kağıttan kule yapmayı bile beceremez ya, neyse. Beni hayata bağlayacak bütün halatlar kopuyor birer birer. Zifiri bir buhranın içine doğru yuvarlanıyorum. Halbuki hayat güzel, yaşamak istiyorum. Yaşamak içinse bir sebep sadece... - Hasan, çay demlendi, içecek misin? - Hastaya karpuz sorulur mu?

AŞKA DAİR

Yıllar evvel bir televizyon programında dinlediğim ve çok hoşuma giden bir hikayeyi aktaracağım. Anlatan beyefendiyi hatırlamıyorum fakat, ses tonu çok güzel, üslubu harikaydı. O yüzden, bu güzelim hikayeyi mahvedebilirim korkusuyla yazıp yazmamak konusunda tereddüte düştüm ancak, belki birileri okur da doğrusunu bana gösterir diye yayınlıyorum. Her ne sürç-i kalem etmişsek affola... İnsanoğlu yeryüzüne inmeden evvel, huyları ayak basmış toprağa. İnsanoğlunun toprak ana ile kavuşmasını beklemişler bir müddet. Bu zaman zarfı biraz uzun sürünce canları sıkılmış doğal olarak. Birden muziplik atlamış ortaya ve “Haydi saklambaç oynayalım” demiş. Sıkıntıdan bunalan diğerleri de hemen kabul etmiş bu fikri. Çekilen kura sonucu CESARET ebe seçilmiş. Genç bir çınarın gövdesine yaslamış kolunu, koluna dayamış başını, yummuş gözlerini… Ve başlamış saymaya. Bu arada diğerleri de saklanmaya başlamışlar... Güzellik, mavinin en güzelini bağrında barındıran bir denizine bırakmış kendini, Çirkinlik...

ÜçüBirArada Ziya Paşa, Azı Dişim ve Tiryaki Hasan Paşa

Gecenin bir yarısı ve iyice azıtmış azı dişimle beraber azıcık uykuyu haram eden azgın geceye bir küfür daha savurduk... Belki de tam tersi, bilemiyorum. Şu an yaptığım tek şey saçmalama hürriyetimi kullanarak bu rezilliği unutmaya çalışmak. Derken; esniyorum ve çenemin gerilmesiyle beraber, azı dişim tekrar isyan bayrağını düştüğü yerden kaldırıyor. Bu taarruzu ancak, Kanije kahramanı ve dahi adaşım Tiryaki Hasan Paşa savuşturabilir. Erzak tükenmiş, asker harap ve halkın gardı düşmüş. Aç olan bir halkın demokrasi çığlıkları atması beklenebilir mi? Özgürlük ise bambaşka bir şey; demokrasi ve özgürlüklük mefhumlarının yan yana, kol-kola gösterilmesi karıştırıyor zihinleri zaten. Yani halklar da diş gibidir. Biri çürümeye görsün... Gecenin sloganı geliyor bu arada, "YAŞASIN TOK HALKLARIN KARDEŞLİĞİ" Bu herc ü merc arasında gırtlağımı yırtarcasına haykırıyoum, Medet Tiryaki Hasan Paşa medet! Çubuğunu söndür, fincanı tabağına kapakla kop gel. İyice zıvanadan çıktım. Mı? Saçmalama...

Popüler Kültür Bakanlığı İşkencesi

Ankara ayazı, öğle sonrası, Kızılay civarı. Arabada boş boş oturmuş, pencereden dışarıyı seyrederken DÖSİMM (Döner sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü) yani Kültür Bakanlığının Kitap ve El sanatları satış mağazasını gördüm. Yeni kitaplar var mı diye merak edip arabadan indim ve mağazaya yöneldim. İçeriye girdiğimde köşeye sıkışmış kitapları bulmam biraz zor oldu. Büyük bir kısım el sanatlarına yani, süs eşyası, incik boncuğa ayrılmıştı. Kitapları aramanın verdiği heyecan ve onları bulmanın sevinci sebebiyle ilk önce farkedemedim içine düştüğüm durumu... İlk gözüme çarpan "Kemal Tahir Biyografisi ve Bibliyografisi" adıyla basılan armağan kitap oldu. Kitaba sarıldığım anda ise meşum olay patlak verdi. Kitapları ararken görme duyum işitme duyumu bastırmış olacak ki kitabı elime aldığım an işitme duyum birden çalışmaya başladı. Vee... Kültür bakanlığına bağlı bir işletmede radyodan serdar ortaç kulağıma kusuyordu. Serçe parmağımı kulağıma götürdüm kulağımı karıştırdım, acaba yan...