Ana içeriğe atla

AŞKA DAİR




Yıllar evvel bir televizyon programında dinlediğim ve çok hoşuma giden bir hikayeyi aktaracağım. Anlatan beyefendiyi hatırlamıyorum fakat, ses tonu çok güzel, üslubu harikaydı. O yüzden, bu güzelim hikayeyi mahvedebilirim korkusuyla yazıp yazmamak konusunda tereddüte düştüm ancak, belki birileri okur da doğrusunu bana gösterir diye yayınlıyorum. Her ne sürç-i kalem etmişsek affola...


İnsanoğlu yeryüzüne inmeden evvel, huyları ayak basmış toprağa. İnsanoğlunun toprak ana ile kavuşmasını beklemişler bir müddet. Bu zaman zarfı biraz uzun sürünce canları sıkılmış doğal olarak. Birden muziplik atlamış ortaya ve “Haydi saklambaç oynayalım” demiş. Sıkıntıdan bunalan diğerleri de hemen kabul etmiş bu fikri. Çekilen kura sonucu CESARET ebe seçilmiş. Genç bir çınarın gövdesine yaslamış kolunu, koluna dayamış başını, yummuş gözlerini… Ve başlamış saymaya. Bu arada diğerleri de saklanmaya başlamışlar...
Güzellik, mavinin en güzelini bağrında barındıran bir denizine bırakmış kendini, Çirkinlik ise bir bataklığın çamurları arasına. Şeref buzulların arasına, Şöhret kafdağının ardına, Cömertlik coşkun bir ırmağın kollarına gizlenmiş. Hayal bulutlara uzanmış boylu boyunca. Umut, ankanın kanatları arasında uçmuş uzaklara. AŞK ise gül yapraklarının arasına gizlemiş kendini...
Velhasıl CESARET saymayı bitirdiğinde bütün herkes saklanmış, tembellik dışında. CESARET de ilk olarak onu sobelemiş, sonra da diğerlerini. Bir tek AŞK kalmış sobelenmeyen. Haset dayanamamış ve CESARET’e söylemiş AŞK’ın yerini. Hırsa kapılan CESARET de -düşüncesizce- bir tırmıkla eşelemeye başlamış gül yapraklarını. O sırada acı bir feryat inletmiş arz u semayı. Böcekler susmuş, rüzgar durmuş. Balıklar kulak kabartmış sese. Bütün gözler gül yapraklarına çevrilmiş. Nihayet AŞK gözleri kan-revan içinde çıkmış gül yapraklarının arasından. Ve acı ile haykırmış CESARET’e “ Ne yaptın sen, söyle ne yaptın? Kör ettin gözlerimi, göremiyorum.” O an anlamış hatasını CESARET ve hemen girmiş gülün koluna; “Ne olur beni affet. Ateşe, suya, havaya ve toprağa kasem olsun ki bundan sonra senden hiç ayrılmayacağım. Artık senin gözlerin ben olacağım.”
Ve o günden sonra denilmiş ki ;
“AŞKIN GÖZÜ KÖRDÜR, YARDIMCISI İSE CESARET .”


Resimdeki Yazı: Ah Mine'l-Aşk

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tarak

- Şişşşş, kalk lan, kalk. - Dur biraz ya, en heyecanlı yerdeyim. - Lan kalk, dellendirme adamı! - Ya ne var gene ya, ne var? - Ölmüş eşek gibi yatıp duruyon. - Off. Ya Mümtaz abi gene mi sen? - Ulan hayvan, insan bi hoş geldin der önce. - Ya Mümtaz abi sen ne biçim ölüsün Allah aşkına. Zırt pırt gelip duruyosun. Yok mu orda başınızda bekleyen birileri. - Bizim kazanın zebanisinin bi işi varmış dünyada. Bana görev yazdı. Aramız iyi de. - İnanmıyorum sana abi ya. Gittin üç ayda zebanilerle kanka mı oldun? - Beni biliyon Ersinciğim. Sıcak kanlı insanım. Girdiğim her ortamda, hemen herkesle kaynaşırım.

Kulak Memesi Kıvamında

* Sıcaktan korunmak için en son tercih edilmesi gereken yer ateşin gölgesidir. * En güzel vehim kadındır. * Özgür düşünce, düşünmeyi öğrendiğin o ilk anda biter. * Bir fili sineklikle öldüremezsin. * Bir sineği öldürmek her zaman daha kolaydır. * Çay demlemek ciddiyet gerektirir. Sallamaya gelmez! * Sandalye ancak dört ayağıyla makbuldür. Tek ayağı kırık sandalyenin itibarı yoktur. * Sigaram hakkında söz söyleyenler, onun kadar dosdoğru olabilseler keşke. * Hayat kadar gerçekçi bir yalan olamaz. * Üzümün kanını, arpanın sidiğine tercih ederim. * Yıldızları ikişer ikişer sayman pek bir şey değiştirmeyecek. * Elektrikler kesildiğinde tezgahın üzerindeki sütle buzdolabındaki sütün kaderi aynıdır: Çöp! * Hatıralar sarmış dört bir yanımı ve benden teslim olmamı istiyorlar. * İki ucu boklu bir değnek varsa elimde, mutlaka iki ucundan birden tutarım. * Haliyle senin söylediklerin değil, aynı şeyleri söyleyen daha muteber birisinin söyledikleri itibar görecektir....

İtin Makatı

"Nihayet mart ayı geride kaldı. Artık köşe başlarına, duvarlara sinmiş; ince ince bakış atan, çapkın çapkın bıyık buran kedilerin hışmından kazasız belasız kurtulduk." diye düşünerek eve doğru yürüyorum. Dudağımda "Hava ayaz mı ayaz" makamında ıslık, ellerim ceplerimde yürüyorum... Bina kapısına geldiğimde üç anahtarlı anahtarlığımı şıngırdatarak çıkartıyorum. Üçünü de teker teker deniyorum her zamanki gibi. Her zamanki gibi üçüncü anahtarla açılıyor kapı. İkinci katı sessiz ve seri adımlarla çıkıyorum. Yönetici deli kadın her an çıkabilir ve saçma-sapan sorularla beynimi iğfal edebilir. Menopoz sıkıntısını benim üzerimden savuşturmaya çalışabilir. Hayalet gibi süzülüyorum kapısının önünden...