Ana içeriğe atla

İtin Makatı


"Nihayet mart ayı geride kaldı. Artık köşe başlarına, duvarlara sinmiş; ince ince bakış atan, çapkın çapkın bıyık buran kedilerin hışmından kazasız belasız kurtulduk." diye düşünerek eve doğru yürüyorum. Dudağımda "Hava ayaz mı ayaz" makamında ıslık, ellerim ceplerimde yürüyorum...
Bina kapısına geldiğimde üç anahtarlı anahtarlığımı şıngırdatarak çıkartıyorum. Üçünü de teker teker deniyorum her zamanki gibi. Her zamanki gibi üçüncü anahtarla açılıyor kapı. İkinci katı sessiz ve seri adımlarla çıkıyorum. Yönetici deli kadın her an çıkabilir ve saçma-sapan sorularla beynimi iğfal edebilir. Menopoz sıkıntısını benim üzerimden savuşturmaya çalışabilir. Hayalet gibi süzülüyorum kapısının önünden...

Oturduğum dairenin kapısı çelik kapı olduğundan doğru anahtarı bulmam zor olmuyor. İlk tercih ve bingo. Bir dakika ya! Üç anahtarım var ve bir tanesi çelik kapı anahtarı olduğuna göre bina kapısında niye her seferinde üçünü birden deniyorum ki? Bunu geçenlerde de düşünmüştüm. Vardır bir bilmediğim. Kapıyı açtığımda tereyağlı pilav kokusu burnumdan geçerek ciğerlerime doğru akın ediyor ben de mutfağa. Ocağın başında elinde tahta kaşıkla ayakta dikilmiş bir yeniçeri. Ocakta pişen çorbayı höpürtederek tadıyor. Kaşını çatmış bir vaziyette bana doğru dönüyor;

- Nerdesün bre kaşuk düşmanu?

Dizlerim titreyerek cevap veriyorum;
- Ya dön bana artık, duyuyor musun beni?
Tabi ıslık olarak. Islığı ağzımda unutmuşum yine. Kaşığın tersiyle ağzıma bir tane çakıyor.
- Bre mendebur! Evde ıslık çalınmaya deyü kaç kere dédüm sana? Hayde doğru çeşmeye, elünü yüzünü yun. Yémeğümüz hazur olur birazdan.

Kuyruğumu sıkıştırıp banyoya doğru yöneliyorum. Bacağıma bir şey çarpıyor, dönüp baktığımda ardımda bir kuyruk.
- Sen kimsin lan?
Sırnaşarak;
- Az önce sıkıştırdığın kuyruğunum abi.
- Öyle şey mi olur lan, mecazi manada şey ettim ben.
- Ha, ben gideyim o zaman.
- Bir zahmet, s.iktir git!
Mecazi kuyruğum kuyruğunu sıkıştırıp giderken ben sinirli bir şekilde banyoya giriyorum. Musluğu açıp ellerimi yıkarken, aynadaki bene çemkiriyorum;
- Kaç kere demişmiş evde ıslık çalınmazmış. Ulan hayatımda ilk defa gördüğüm bir adam beni kaç kere uyarabilir ki? Koduğumun ayısı. Nasıl da vurdu kaşığı ya. Dişlerim sızlıyo şerefsizim. Zaten tuzu da basmış çorbaya p.ezevenk.

Kafamı lavaboya gömüp saçlarımı soğuk suyla iyice yıkıyorum. Bir hayal olmasını umuyorum yeniçerinin. Başım önde, el yordamıyla havluyu almaya çalışıyorum. O sırada dünyanın en narin, en yumuşak eli havluyu yüzüme yaklaştırıyor. Havluyu alıp hızlıca yüzümü ve saçlarımı kuruluyorum. Elin sahibini görmek için kafamı kaldırıyorum. Yok böyle bir güzellik. Tahayyülün sınırları ötesinde. Güneş saçlarının ışıltısı yanında aciz kalır. Hele o lacivert gözleri...Yıldızlı geceleri kendine hayran bırakır. Anlatmaya kelimeler aciz kalıyor. Şaşkın bir şekilde yüzüme bakıyor;
- İyi misin kocacığım?
- Neyi?
- Çok yoruluyorsun tatlım.
- Niye?
- Çok çalıştığından galiba.
- Kiminle?
- Anlaşıldı, sen iyi değilsin.
Doğru soruyu bir türlü kuramıyorum. Anladığım kadarıyla bu letafet-i afet benim karım. O zaman koca gibi davranmalıyım.
- Eee... Evet tatlım, ço-çok yoruluyo-yorum. Gerginim bu sıralar bakma şeye, kusura. İçeri geçelim de biraz masaj yapsana, mısın, yani yaparsın mısınız bana biraz?
Üç cümleyi kurana kadar ömrümden üç yıl gidiyor o an. Gülümsüyor;
- Ne demek hayatım, memnuniyetle.

Vay arkadaş, nasıl olmuş da böyle bir meta-kadınla evlenmişim diye şaşkın bir vaziyette yatak odasına geçiyorum. Ardımdan da karıcığım...
Yatağa bırakıyorum kendimi. Sevgili karıcığım da yanıma uzanıyor. Gözlerimi tavana dikip bir müddet bakıyorum boş boş. Gözlerimi kapatıyorum. Bunların, daha doğrusu son beş dakikanın, bir hayal olmamasını diliyorum. Gözlerimi açıyorum. Korkarak başımı yan tarafa çeviriyorum. Bir çift geceyle göz göze geliyorum.

- Beni özledin mi bugün?
- Beş yüzyıldır bu anı bekliyorum.

Aynı türküdeki gibi. Nefesi nefesime değiyor. Artık onun verdiği havayı teneffüs ediyorum. Tekrar kapatıyorum gözlerimi. Dudaklarımız heyecanla, titreyerek buluşuyor. Bal ırmağının akışına bırakıyorum kendimi. Hiç bitmesin bu an dediğimde "Keşke tıraş olup gelseymiş." diye aklımdan geçiriyorum bir an. Sakalları çok batıyor çünkü. Sakal mı???
Gözlerimi dehşetle açıyorum!

- Laaaaaaayyyyyn!
Yanı başımda; uzun suratlı, tepesi seyrek saçlı, siyah-beyaz bir adam çirkin çirkin bana bakıyor.
- Sen kimsin lan?
- Ben senin bilinçaltınım.
Şöyle dikkatlice bir kez daha bakıyorum.
- A.mına koduumun furoyduuu!
- Sakin ol delikanlı. İdini bir süreliğine devre dışına bırak ve ego kulağıyla dinle beni.
- Hay ben senin idine de, iddiğine de idiceğine de...

Sinirden tir tir titreyerek odadan çıkıyorum. Hayal kırıklığım da peşimden geliyor. Kapıyı şiddetle çarpmayı da ihmal etmiyorum bu arada tabi ki.
Koridorda bir müddet dikiliyorum ne yapacağımı şaşırmış bir vaziyette. Montumun iç cebinden bir sigara çıkarıyorum. Her zamanki gibi yine çakmağım yok. O sırada arkamdan, sağ omzumun üzerinden, uzanan bir el sigaramı yakıyor. Artık şaşırmıyorum. Nasıl olsa uyanacağımı düşünüyorum. Yavaşça arkama dönüyorum;

- Eee, senin hikayen ne başkan?
- Hasss-s.iktirrrr!
Zayıftan kalınca, bodur ama sevimli, hafiften kelimsi adam kızarıyor birden bire beni görünce.
- Şeyy, be-ben ya-yanlış hikayeye geldim galiba.
- Ne hikayesi başkan, neden bahsediyorsun sen?
- Ya ben aslında "Helva Yapsana" adlı hikayenin Mümtaz abisiyim.
- O ne öyle ya?
- Hikaye işte. Ben aslında ölüyüm.
- Allah gecinden versin abi, niye ölecen şimdi.
- Anlatamadım... Yani ben önceden öldüm de dünyaya tekrar döndüm.
- Hortlak mısın zombi misin nesin öyle?
- Sadece izinliyim.
- Haa. (Göz kırpıyorum) Anlamadığımı anladın de mi? 
Başıyla onaylıyor. Ben tekrar suale devam ediyorum;
- İntikam falan için mi döndün?
- Yok, helva yemeye geldim sadece.
- Kimin helvasını yiyeceksin abi?
- Kendi helvamı yemeye geldim. Geç kaldığımdan yiyemedim tabii. Öldükten üç hafta sonra gelirsem helva kalmaz doğal olarak. Helva yiyemediğim gibi geri de dönemedim. 
- Eee, şimdi ne yapıyorsun burada abi?
- O hikaye senin, bu hikaye benim geziyorum. Helva parası denkleştirebilirsem bir helva yeyip geri dönecem.
- Bi dakka yaa. Benim kafam karıştı. Hikaye falan ne demek? Şu an bir hikayedeki kurmaca karakterler miyiz?
- Ooo, daha yeni mi farkına vardın?
- Ben hep rüya olarak düşünmüştüm.
- Rüya olsaydı keşke...
- Niye öyle dedin ki şimdi?
- Rüya olsaydı en azından bir mevcudiyetimiz olurdu. Gözlerimizi açabilirdik. Oysa ki biz hikaye karakterlerinin hiçbir mevcudiyeti yok. Sadece yazarların vehimlerinden ibaretiz. Fena mı olurdu rüyadan uyanınca bir müddet aptal aptal dünyayı algılamaya çalışsaydık? Sonra doğrulup bi sigara yaksaydık da dumanı ciğerlerimizde yaşasaydık. Mutfağa gidip çay suyu koyduktan sonra yüzümüzü yıkasaydık? Gerçekten suya dokunsaydık, suyu hissetseydik fena mı olurdu? 
- Tamam abi, bu kadar saçmalaman bir hikayenin içinde olduğumuza oldukça inandırdı beni?
- Yavaş aslanım. Bu yazarın sağı solu belli olmuyor. Zat-ı muhteremin ve olağanüstü hikayesinin ardından böyle konuşma.
- O niye ki?
- Kendisine rüzgar yapan hikaye kahramanlarını itin makatına sokuyor. Önceki hikayenin kahramanı Ersin'den biliyorum.
- Furoytla öpüştüm abi az önce, gerisi gam değil. Razıyım kaderime yani.
- Ben uyarayım da...
- Neyse ya, ne zaman bitecek bu hikaye?
- Yazarlarun yazaru, Üstad-ı edebiyat ve's-sanat, hem nasir hemü de nazum, hikayecülerün ve romancılarun ve bilcümle kalem erbabunun medaru iftiharu, ulu yazar protezbeyünlü ne zaman arzu ederse o zaman biter.
- Ben bu repliği bir yerlerden hatırlıyorum ama...
Mümtaz abi, yüzü kıpkırmızı, hararetli bir şekilde üzerime atıldı,
- Sakııııııın!!!

***

- Bir son dakika gelişmesiyle karşınızdayız sayın seyirciler. Bugün Angara'da çok ilginç bir gelişme yaşandı. Hayır milletvekilleri uyanmadı. Daha da ilginç. Çankaya'da bir apartmanda yöneticilik yaparak menopoz ağrılarını dindirmeye çalışan sevimsiz kadın, hamile olduğundan şüphelendiği itini baytara götürdüğünde inanılmaz bir olay gerçekleşti. İtin röntgenini çeken baytar, itin vücudunda 70 kilo ağırlığında yirmili yaşlarında bir insan olduğunu tespit etti. Erkek olduğu anlaşılan kişinin, itin vücuduna makattan girdiği tahmin ediliyor. Gencin cerrahi bir müdahale ile itin vücudundan kurtarılmasının önündeki tek engel ise hayvan hakları derneği üyeleri. Böyle bir operasyonun itin hayatı için risk teşkil edebileceğini düşünen dernek üyeleri, baytarın kliniği önünde iki ayak üzerinde oturma eylemi yapıyor. Polis ise genci itin makatına kimin soktuğuyla ilgili tahkikatların sürdüğünü bildirdi. Gelişmelerle saat başında tekrar karşınızda olacağız. Esen kalın...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tarak

- Şişşşş, kalk lan, kalk. - Dur biraz ya, en heyecanlı yerdeyim. - Lan kalk, dellendirme adamı! - Ya ne var gene ya, ne var? - Ölmüş eşek gibi yatıp duruyon. - Off. Ya Mümtaz abi gene mi sen? - Ulan hayvan, insan bi hoş geldin der önce. - Ya Mümtaz abi sen ne biçim ölüsün Allah aşkına. Zırt pırt gelip duruyosun. Yok mu orda başınızda bekleyen birileri. - Bizim kazanın zebanisinin bi işi varmış dünyada. Bana görev yazdı. Aramız iyi de. - İnanmıyorum sana abi ya. Gittin üç ayda zebanilerle kanka mı oldun? - Beni biliyon Ersinciğim. Sıcak kanlı insanım. Girdiğim her ortamda, hemen herkesle kaynaşırım.

Kulak Memesi Kıvamında

* Sıcaktan korunmak için en son tercih edilmesi gereken yer ateşin gölgesidir. * En güzel vehim kadındır. * Özgür düşünce, düşünmeyi öğrendiğin o ilk anda biter. * Bir fili sineklikle öldüremezsin. * Bir sineği öldürmek her zaman daha kolaydır. * Çay demlemek ciddiyet gerektirir. Sallamaya gelmez! * Sandalye ancak dört ayağıyla makbuldür. Tek ayağı kırık sandalyenin itibarı yoktur. * Sigaram hakkında söz söyleyenler, onun kadar dosdoğru olabilseler keşke. * Hayat kadar gerçekçi bir yalan olamaz. * Üzümün kanını, arpanın sidiğine tercih ederim. * Yıldızları ikişer ikişer sayman pek bir şey değiştirmeyecek. * Elektrikler kesildiğinde tezgahın üzerindeki sütle buzdolabındaki sütün kaderi aynıdır: Çöp! * Hatıralar sarmış dört bir yanımı ve benden teslim olmamı istiyorlar. * İki ucu boklu bir değnek varsa elimde, mutlaka iki ucundan birden tutarım. * Haliyle senin söylediklerin değil, aynı şeyleri söyleyen daha muteber birisinin söyledikleri itibar görecektir....