
Ankara ayazı, öğle sonrası, Kızılay civarı.
Arabada boş boş oturmuş, pencereden dışarıyı seyrederken DÖSİMM (Döner sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü) yani Kültür Bakanlığının Kitap ve El sanatları satış mağazasını gördüm. Yeni kitaplar var mı diye merak edip arabadan indim ve mağazaya yöneldim.
İçeriye girdiğimde köşeye sıkışmış kitapları bulmam biraz zor oldu. Büyük bir kısım el sanatlarına yani, süs eşyası, incik boncuğa ayrılmıştı. Kitapları aramanın verdiği heyecan ve onları bulmanın sevinci sebebiyle ilk önce farkedemedim içine düştüğüm durumu...
İlk gözüme çarpan "Kemal Tahir Biyografisi ve Bibliyografisi" adıyla basılan armağan kitap oldu. Kitaba sarıldığım anda ise meşum olay patlak verdi. Kitapları ararken görme duyum işitme duyumu bastırmış olacak ki kitabı elime aldığım an işitme duyum birden çalışmaya başladı.
Vee...
Kültür bakanlığına bağlı bir işletmede radyodan serdar ortaç kulağıma kusuyordu.
Serçe parmağımı kulağıma götürdüm kulağımı karıştırdım, acaba yanlış mı duyuyorum diye. Hayır hayır, bu kabus gün gibi gerçekti, serdar ortaç ağzını kocaman açmış kusmaya devam ediyordu kulağıma.
Kan şekerim düştü, hafiften gözlerim karardı, yavaşça başım dönmeye başladı. Bayılacak gibi oldum bir an. O esnada Cemil Meriç adına basılan armağan kitabı görünce toparlandım biraz. Kitabın ruhundan destek alarak atlatabilirim bu vartayı diye düşündüm. Nitekim kitabın sayfalarını çevirirken serdar ortaç da istifrasını bitirdi ve ben kendime gelmiş sayılırdım.
Yan tarafımda bu kez Attila İlhan ve Erol Güngör armağan kitaplarını gördüm. Tam elimi Erol Güngör kitabına atmıştım ki radyodan bu sefer hande yener salyalarını akıtarak kulağıma sağlı sollu aparkartlarını indirmeye başladı. Bu kadarı da yeterdi artık. Kulağımın da bir haysiyeti, izzet-i nefsi vardı lakin hande yenerin insafı yoktu. Kulağıma indirdiği sert yumruklar vücudumun dengesini iyice bozdu, artık gözlerim tamamen kapandı. Sadece seyircilerin ıslıklarını ve handeye "finish him" diye tezahürat yaptıklarını duyuyordum. Ringin ortasında fırtınaya tutulmuş cılız bir papatya gibi sallanıyordum. Nakavt olmak üzereydim ki birden bütün sesler kesildi.
Gerçekten de işimin bittiğini düşünüyordum ama aynı zamanda muazzam bir ferahlık süratle bütün bedenimi kaplamaya başladı. Yavaş yavaş gözkapaklarımı araladığımda loş bir mekanda buldum kendimi. Işıklar sönmüş, radyonun sesi kesilmişti. Sadece dışarıdan hafif bir ışık ve araç sesleri geliyordu. Anlaşılan elekrikler kesilmiş hande de lambasına kaçan bir cin gibi kaybolmuştu. Ve ben bir kabustan hafif sıyrıklarla kurtulmuştum. İlk defa arkama bakmadan, koşar adımlarla kitap satılan bir mağazadan çıktım. Kendimi arabaya attım ve kapıları kilitledim.
Kıssadan Hisse;
DÖSİMM mağazalarına mutlaka gidin. 55 TL'ye satılan bir kültür kitabına paranız belki yetmez ama popüler kültür ürünlerine bila-bedel sahip olabilirsiniz.
Ankara'ya son gidişimde farkettiğim bir şey var. Eskiden kafelerde, öğrencilerin takıldığı mekanlarda filan genelde güzel müzikler çalardı.(Bana göre). Kızılayda bir kaç yere gittim, hepsinde populist leş gibi müzik (bilerek bu tabiri kullandım, *leş* ). Ya eğilimlerde radikal bir değişim var, ya işletme sahiplerinde, ya da ben leş müziklerin çaldığı mekanlara gittim. Müzik beğenisi kişiseldir ancak sizce de Ankara'da pop müziğin dominant olduğunu düşünmüyor musunuz? Kızılay civarından bahsediyorum, çok bilmiyorum Ankara'yı. Bi tek Kayaş'ı bilirim keh keh keh. Ankara'lı arkadaşlar buna bir açıklama getirebilirler mi? saygılar
YanıtlaSilBu sorunun muhatabı ben değilim ne yazık ki. Şöyle bir düşündüm de; en son ne zaman Ankara'da bir cafede oturduğumu hatırlayamadım. Herhalde Delfin'de oturmuşumdur. Müzik kutusu vardı galiba. Ne tür müzikler çaldığını ise hiç mi hiç hatırlamıyorum. Bu konunun uzmanı Onur'la Bukeyr'dir. Onları da nereden bulup soracağız şimdi? Sevgiler
YanıtlaSilAlicim, şu yorumlamanı okurken imla hatalarından ve de anlatım bozukluklarından konuya odaklanamadım ama sanırım cevabı şöyle olsa gerek: Ankara yoz memleket. göç alır ama eğitimsiz, işçi, köylü sınıfından alır(ki onlara lafım yok). sonra onlar çok kısa bir süre içinde şehirli olmaya çalışırlar amma lakinki olamazlar. Araf'ta kalırlar öyle. Şehrin kötü huyunu alır(batının) köyün kötü huyunu terketmez. E sonuç da ortada. talepler ortada. arz ortada. Zaten Ankara da zaten ortada bir memleket değil mi? (nasıl bağladım, evet saçma)
YanıtlaSilAşırı anlatım bozukluğundan zeherlendin sanırım xD
YanıtlaSil