Ana içeriğe atla

ÜçüBirArada Ziya Paşa, Azı Dişim ve Tiryaki Hasan Paşa



Gecenin bir yarısı ve iyice azıtmış azı dişimle beraber azıcık uykuyu haram eden azgın geceye bir küfür daha savurduk...
Belki de tam tersi, bilemiyorum.
Şu an yaptığım tek şey saçmalama hürriyetimi kullanarak bu rezilliği unutmaya çalışmak.

Derken;
esniyorum ve çenemin gerilmesiyle beraber, azı dişim tekrar isyan bayrağını düştüğü yerden kaldırıyor.
Bu taarruzu ancak, Kanije kahramanı ve dahi adaşım Tiryaki Hasan Paşa savuşturabilir.
Erzak tükenmiş, asker harap ve halkın gardı düşmüş. Aç olan bir halkın demokrasi çığlıkları atması beklenebilir mi? Özgürlük ise bambaşka bir şey; demokrasi ve özgürlüklük mefhumlarının yan yana, kol-kola gösterilmesi karıştırıyor zihinleri zaten. Yani halklar da diş gibidir. Biri çürümeye görsün...
Gecenin sloganı geliyor bu arada,

"YAŞASIN TOK HALKLARIN KARDEŞLİĞİ"

Bu herc ü merc arasında gırtlağımı yırtarcasına haykırıyoum,
Medet Tiryaki Hasan Paşa medet!
Çubuğunu söndür, fincanı tabağına kapakla kop gel.
İyice zıvanadan çıktım. Mı?

Saçmalama limitlerimi yeterince zorlamışken Tanzimat döneminin tozlu sayfalarından kopup gelen Ziya Paşa lafı gediğine koyuyor;

Şeb-i Yeldayı muvakkitle, müneccim ne bilsin?
Mübtelayı gam'a sor kim geceler kaç saat çeker.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tarak

- Şişşşş, kalk lan, kalk. - Dur biraz ya, en heyecanlı yerdeyim. - Lan kalk, dellendirme adamı! - Ya ne var gene ya, ne var? - Ölmüş eşek gibi yatıp duruyon. - Off. Ya Mümtaz abi gene mi sen? - Ulan hayvan, insan bi hoş geldin der önce. - Ya Mümtaz abi sen ne biçim ölüsün Allah aşkına. Zırt pırt gelip duruyosun. Yok mu orda başınızda bekleyen birileri. - Bizim kazanın zebanisinin bi işi varmış dünyada. Bana görev yazdı. Aramız iyi de. - İnanmıyorum sana abi ya. Gittin üç ayda zebanilerle kanka mı oldun? - Beni biliyon Ersinciğim. Sıcak kanlı insanım. Girdiğim her ortamda, hemen herkesle kaynaşırım.

Kulak Memesi Kıvamında

* Sıcaktan korunmak için en son tercih edilmesi gereken yer ateşin gölgesidir. * En güzel vehim kadındır. * Özgür düşünce, düşünmeyi öğrendiğin o ilk anda biter. * Bir fili sineklikle öldüremezsin. * Bir sineği öldürmek her zaman daha kolaydır. * Çay demlemek ciddiyet gerektirir. Sallamaya gelmez! * Sandalye ancak dört ayağıyla makbuldür. Tek ayağı kırık sandalyenin itibarı yoktur. * Sigaram hakkında söz söyleyenler, onun kadar dosdoğru olabilseler keşke. * Hayat kadar gerçekçi bir yalan olamaz. * Üzümün kanını, arpanın sidiğine tercih ederim. * Yıldızları ikişer ikişer sayman pek bir şey değiştirmeyecek. * Elektrikler kesildiğinde tezgahın üzerindeki sütle buzdolabındaki sütün kaderi aynıdır: Çöp! * Hatıralar sarmış dört bir yanımı ve benden teslim olmamı istiyorlar. * İki ucu boklu bir değnek varsa elimde, mutlaka iki ucundan birden tutarım. * Haliyle senin söylediklerin değil, aynı şeyleri söyleyen daha muteber birisinin söyledikleri itibar görecektir....

İtin Makatı

"Nihayet mart ayı geride kaldı. Artık köşe başlarına, duvarlara sinmiş; ince ince bakış atan, çapkın çapkın bıyık buran kedilerin hışmından kazasız belasız kurtulduk." diye düşünerek eve doğru yürüyorum. Dudağımda "Hava ayaz mı ayaz" makamında ıslık, ellerim ceplerimde yürüyorum... Bina kapısına geldiğimde üç anahtarlı anahtarlığımı şıngırdatarak çıkartıyorum. Üçünü de teker teker deniyorum her zamanki gibi. Her zamanki gibi üçüncü anahtarla açılıyor kapı. İkinci katı sessiz ve seri adımlarla çıkıyorum. Yönetici deli kadın her an çıkabilir ve saçma-sapan sorularla beynimi iğfal edebilir. Menopoz sıkıntısını benim üzerimden savuşturmaya çalışabilir. Hayalet gibi süzülüyorum kapısının önünden...