Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bir Angara Masalı: Oral ile Elizabeth

Efendim tarih M.Ö. gidebildiğiniz kadar gidin işte. Henüz ateş keşfedilmemiş. Anlayın yani. Angara o sıralar bırak büyükşehiri, belediye bile değil, kendi çapında bir şehir devletiymiş. Ama ne devlet! Rüşvet, torpil, iltizam ve dahi cemaatçilik bir milyoncu dükkanına dönmüş, kapanın elinde kalıyormuş. Dönemin aydınları; Homeros, Öklit, Pisagor ve Yamuk, her akşam Zeus’un Meyhanesinde toplanıp, iki tek atarak “Ne olacak memleketin hali?” yollu tartışmalar yapıyorlarmış. Halk çaresizlik içinde bir kurtarıcı bekliyormuş. Aslında o kurtarıcı çok uzaklarda değilmiş ama hayata küsmüş. Evet, bu kahraman tarih kitaplarından da bildiğiniz Güdüllü Oral. O Oral ki şanı üç kıtaya yayılmış bir cengaver. Nice yiğitleri toprakla yek vücut etmiş. Ama olmamış işte. İsimden kaybetmiş. Oral isminde halk kahramanı mı olurmuş? Olsa olsa diş kliniği olurmuş. O zamanlar nüfus dairesi de bulunmadığı için ismini değiştirememiş. Küsmüş hayata. Çekilmiş mağarasına, kendini sanata vermiş. Bir elinde palet, diğe...

Kulak Memesi Kıvamında

* Sıcaktan korunmak için en son tercih edilmesi gereken yer ateşin gölgesidir. * En güzel vehim kadındır. * Özgür düşünce, düşünmeyi öğrendiğin o ilk anda biter. * Bir fili sineklikle öldüremezsin. * Bir sineği öldürmek her zaman daha kolaydır. * Çay demlemek ciddiyet gerektirir. Sallamaya gelmez! * Sandalye ancak dört ayağıyla makbuldür. Tek ayağı kırık sandalyenin itibarı yoktur. * Sigaram hakkında söz söyleyenler, onun kadar dosdoğru olabilseler keşke. * Hayat kadar gerçekçi bir yalan olamaz. * Üzümün kanını, arpanın sidiğine tercih ederim. * Yıldızları ikişer ikişer sayman pek bir şey değiştirmeyecek. * Elektrikler kesildiğinde tezgahın üzerindeki sütle buzdolabındaki sütün kaderi aynıdır: Çöp! * Hatıralar sarmış dört bir yanımı ve benden teslim olmamı istiyorlar. * İki ucu boklu bir değnek varsa elimde, mutlaka iki ucundan birden tutarım. * Haliyle senin söylediklerin değil, aynı şeyleri söyleyen daha muteber birisinin söyledikleri itibar görecektir....

İtin Makatı

"Nihayet mart ayı geride kaldı. Artık köşe başlarına, duvarlara sinmiş; ince ince bakış atan, çapkın çapkın bıyık buran kedilerin hışmından kazasız belasız kurtulduk." diye düşünerek eve doğru yürüyorum. Dudağımda "Hava ayaz mı ayaz" makamında ıslık, ellerim ceplerimde yürüyorum... Bina kapısına geldiğimde üç anahtarlı anahtarlığımı şıngırdatarak çıkartıyorum. Üçünü de teker teker deniyorum her zamanki gibi. Her zamanki gibi üçüncü anahtarla açılıyor kapı. İkinci katı sessiz ve seri adımlarla çıkıyorum. Yönetici deli kadın her an çıkabilir ve saçma-sapan sorularla beynimi iğfal edebilir. Menopoz sıkıntısını benim üzerimden savuşturmaya çalışabilir. Hayalet gibi süzülüyorum kapısının önünden...

Bahtı Kara

Nasıl da gözümde tütüyordu Ankara... Otobüsün kalkmasına dakikalar vardı, ancak sabırsızlıktan mideme kramplar girmişti. Bir an önce hareket etmeliydi otobüs. Dakikalar günlerce sürdü ve nihayet otobüs hareket etti. Sonunda bu şehirden kurtuluyordum. Yıllarca hasretini çektiğim, medeniyetin beşiği, güzel memleketim Ankara'ya doğru hareket ettik. Cam kenarında oturuyordum fakat dışarıya bakmak, son kez de olsa bu şehri görmek istemiyordum. Adını bile anmak istemiyordum. Zaten şehrin bulutları arkamdan sevinç gözyaşları dökmeye başlamıştı bile. Cama alnımı dayadım ve şehrin gözlerine bakarak "İnan ben de senin kadar sevinçliyim sevimsiz şehir!" dedim ve perdeyi yüzüne çektim. Bütün hatıraları arkamızda bırakarak hızla ilerliyorduk. Anlaşılan otobüs de benim gibi bir an önce kurtulmak istiyordu buralardan. Yolu kısaltmak, hızımızı artırmak için başımı geriye yasladım ve uyumaya başladım. Uyandığımda otobüs mola vermişti. Meali, sevimsiz şehrin mücavir il sınırlarını ...

Aşk-ı Muhal

Üç gündür yağmur var. Üç gündür içini döküyor bulutlar İstanbul'un üzerine. Sıkılıyorum. Neyse ki bugün çekip gittiler. Geldikleri gibi... Sahile iniyorum bulutların boşluğunu doldurmak için. Ancak poyraz var bugün de. Benden önce davranmış. Dalgalar köpüre köpüre vuruyor sahile. Hiddetleri sahile değil; ama kime, neye bilmiyorum. Bir banka oturuyorum. Paltomu kulaklarıma kadar çekiyorum. Atkımı alsam iyi olurmuş. Üşüyorum. Sahil bomboş. Poyrazı ve dalgaları saymazsak baş başayız İstanbul'la bugün. Sessizce bakışıyoruz bir müddet. "Deli gibi aşığım sana!" demek istiyorum. Bakışlarını kaçırıyor. Naz mı yapıyor, küçümsüyor mu anlayamıyorum. Onu tanımakta öyle güçlük çekiyorum ki... Bazen öyle mahcup ve hüzünlü oluyor ki, başımı kaldırıp yüzüne bakmaktan imtina ediyorum. Bazense şuh kahkahaları çınlatıyor gökyüzünü. Bütün aşıklarına kur yaparak dolaşıyor etrafımda. Çıldırıyorum o vakit işte. Lanet okuyorum onu gördüğüm ilk güne, her güne. ...

Mahallemizin kahramanı Ercan Mercan: Öro Gelmiş

Dikkat! Bu hikaye saçma- sapan geyikler içerir. Ayrıca bol miktarda argo ve küfürlü konuşma vardır. Ancak küfürlerin sorumlusu, hikayemizin kahramanlarından Salih abidir. O kadar ikaz ettim; "Sen, hikayeden de olsa kahramansın abi, küfretme. Sonuçta karı-kız falan da okur bunları." dedim. Ama bana bile küfretti. Eğer hala okumak istiyorsan o da senin bileceğin iş...

Görülmemiş Rüya

Bu ülkede yaşamak hakikaten zor azizler. Gündem denilen yevm-i dem (Düşünmeyiniz kara kara, böyle bir tabir yok. Uyduruyorum.) gün geçmeden mazi oluyor. Anında değişiyor her şey... Tabii böyle bir ortam, insanı ruhen ve zihnen oldukça yıpratıyor. Hele de benim için oldukça zor bu durum. Malum-ı aliniz, fakirin beyni protez. İmdi diyeceksiniz ki; " Ne güzel a birader, yatarken çıkarıp koyarsın komodinin üstüne, geniş geniş uyursun işte!" Heyhat, durum hiç de sandığınız gibi değil kuzum! Protez amma, öyle sık sık çıkarıp takmaya gelmiyor yani. Bu işin bir adabı, usulü var. Yalama olur Allah korusun. Hadi deyince çıkarılamıyor anlayacağınız. Senelik bakımında çıkarılıyor ancak. Amma nasıl meşakkatli bir iş anlatamam. Çok ısrar ediyorsunuz bari anlatayım. Vazcaydım anlatmıyorum. "Aaaaaaaa" diye yükselen sesleri işitmekteyim. Burası yeri değil şimdi onun. Ama söz, bilahare anlatacağım. Çok merak edenler; "Protez Beyin Bakım ve Onarım El Kitabı"ndan teknik malu...