Ana içeriğe atla

Mahallemizin kahramanı Ercan Mercan: Öro Gelmiş

Dikkat! Bu hikaye saçma- sapan geyikler içerir. Ayrıca bol miktarda argo ve küfürlü konuşma vardır. Ancak küfürlerin sorumlusu, hikayemizin kahramanlarından Salih abidir. O kadar ikaz ettim; "Sen, hikayeden de olsa kahramansın abi, küfretme. Sonuçta karı-kız falan da okur bunları." dedim. Ama bana bile küfretti. Eğer hala okumak istiyorsan o da senin bileceğin iş...



Her sabahki rutin. Salih abinin kahvedeyim yine. Gazeteleri şuursuz bir şekilde karıştırıyorum. Sigara dumanından göz gözü görmüyor. Yan masada, masayı yumruklaya yumruklaya batak oynuyorlar. Bağrı açılmamış küfürlerin eteği açılıyor. Çiroz da gelemedi daha. Ufukta Salih abi görünüyor elinde bir bardak çayla. Çayımı masaya bırakıp gülümsüyor. Neşeli adamdır Salih abi.
- "La gasteden ne işi bulacan, git piyasayı dolaş eccik."
Anlaşılan bana saracak. Dur sen.
- "Senin haberin yok galiba Çiroz'la iş kuruyoz."
- "Ha.siktir la, Çirozla iş kuruyomuş. Siz kim iş kurmak kim am.ına koyum."
Gevrek gevrek gülüyor. Son gülen iyi gülermiş Salih abi.
- "Ciddi söylüyorum abi. Gazeteden atölye ilanlarına bakıyorum. Bi tane buldum bile. İnanmazsan bak. Ne diyo, hımm. Rami'de 135 metrekare kiralık atölye. Kira 1200 lira."
Salih abi birden ciddileşiyor. Gözlüklerini takıyor. Elimden gazeteyi alıp mırıldanmaya başlıyor. Başını gazeteden kaldırmadan;
- "1200 liraya iyimiş aslında. Rami'de hem de. Ne iş yapacaksınız la?"
Obaaa, geldi çapariye Salih abi. Ha gayret.
- "Abi hani şu çevre yolu kenarında falan mağazalar var ya. Fabrikadan halka satış yazar camlarında koca koca..."
Salih abi  gazeteye kaptırmış kendini.
- "Heeeee."
- "O mağazalardan bir kaçıyla konuştuk işte. Onlara fason ürün imal edecez."
- "Ne imal edeceniz?"
- "Halka."
Salih abi iyice gazeteye gömülmüş. Başını kaldırmadan nasihat ediyor.
- "Atölye iyimiş ama en az altı aylık kirasını ayırmanız lazım. Adamlarla iyi konuşun baştan. Sonradan caymasınlar. Bi de makinaları nerden alacaanız?"
- "Ne makinası abi?"
- "Halk..."
Salih abi gazeteyi indirdiğinde yüzü kızarmış, boynundaki damarlar şişmişti. Nihayet bana gelmişti gülme sırası ve karnımı tuta tuta gülmeye başlamıştım. Gazeteyi büküp kafama bir tane patlattı.
- "Da.şak mı geçiyon lan gö.t lalesi?"
Sonra da arkasını dönüp söylene söylene ocağa gitti.
- "Suç bende ama. Adam yerine koyup bebe beciğin lafına itibar ediyoz a..."

Az biraz sonra, gülmem kesilince yerden gazeteyi topladım. Çayımdan bir yudum çektim. Bir tane uzun samsun yaktım. Uzun samsun içmenin de ayrı bir karizması olduğu için içtiğimi zannetme. Para yok da o yüzden içiyorum anasını satayım. Leş gibi sigara yani. Talaş sarıp içsen daha iyi. Saatime bakıyorum. Saati gene evde unutmuşum. Hadi ya, benim saatim yok ki. Aslında bir saat alsam iyi olur. Şöyle şeyli... Hım, akrepli yelkovanlı falan. Yav ne bileyim ben kol saati nedir, nasıl olur? Kol saati kullanamam ben arkadaş. Alsam iki gün sonra camını çerçevesini indiririm. Almayım en iyisi. Bu Çiroz da nerede kaldı ya. Lan arkadaş, bir gün de benden önce gel, kafamı kıracam valla. Dur bi dakika ya, niye kendi kafamı kırayım ki, senin kafanı kırarım. Yok ya sana demedim. Yok yok, Çiroz'a diyorum. Onun kafasını kıracam. Okurlarım velinimetimdir. Saygıda kusur etmem yani...

- "Laaan, Mercaaan! Telefon var lan sana."
Ben bir heyecanla fırladım yerimden. İş telefonum olarak kahvenin numarasını verdiğim için her aramada ayrı bir umutla koşturuyorum telefona. Hızlı adımlarla ocağa ilerlerken bir yandan da Salih abiden bilgi almaya çalıştım.
- "Kimmiş abi arayan?"
- "Görümcen."
- "Görümcem kim abi?"
- "Kocanın ablası. Ne bileyim a.mına kodumun herifi ağzını eğe eğe konuşuyo. Görümce mi ne dedi işte."
Ben ahizeden ses gitmesin diye bir yandan sus işareti yaparken, bir yandan da telefonun alıcısını kapatmak için ocağın öbür ucuna abandım.
- "Tamam abi sakin ol ya duyacaklar şimdi. İş için falan arıyorlardır belki."
Salih abi dudaklarını oynatarak bir küfür salladıktan sonra çayları servis etmek için ocaktan ayrıldı."
Boğazımı hafifçe öksürerek temizledikten sonra elimi alıcıdan çektim ve ahizeyi kulağıma götürdüm. Bütün kibarlığımı kuşanarak;
- "Buyrun ben Ercan Mercan."
- "Abi benim Öro."
Çok tanıdık gelen ses tonlaması ve isme rağmen, telefona koştururken duyduğum heyecandan dolayı algılayamadım.
- "Kiiim?"
- "Öro abi. Örümcek adam işte. İşin bitti unuttun tabi kardeşini. Helal olsun abi valla."
- "Yok oğlum ne alakası var ya? Başka birinden telefon bekliyordum, o yüzden yani."
- "Tamam abi anlıyorum. Abi şeyyy... Şey için rahatsız ettim seni."
- " Şey ne lan?"
Bal gibi de biliyorum ne için aradığını aslında. Biraz borcum var bu hergeleye. Onu isteyecek gene. O yüzden sert çıkıyorum ki fazla ısrar edemesin.
- "Şey abi işte. Hani borcun vardı ya biraz. Ne zaman gönderebilirsin, onun için rahatsız ettim."
- "Vay vay vaaay. Yılların Örümcek adamının iki bin dolar para için düştüğü hallere bak ya."
- "Abi inan ki çok zor durumdayım. Öyle olmasa paranın lafı mı olur aramızda."
- "İnan bende de yok kardeşim. Olsa seni hiç böyle uğraştırır mıyım? Hem geçen hafta da üç kere aramışsın ben yokken. Amerika'dan burayı iki kere daha ararsan telefon faturasına verecen iki bin daha. Yazık günah ya."
- "Bir de o var abi. Ben Amerika'da değilim."
- "Nerdesin la?"
- "Esenler'deyim abi."
- "Ne işin var la Esenler'de?"
- "İş bulmak için geldim abi."
- "He oldu. Bi sen eksiktin zaten a a..? Yaa arkadaş, küfür etmeyecem diye söz verdim ya. Zorluyosunuz insanı."
- "Benim de dikkatimi çekti abi. Beş dakikadır konuşuyoruz bir tane bile küfür duymadım. Acaba yanlış kişiyle mi görüşüyorum diye tereddüt bile ettim bi ara."
- "Sen kaşınıyon ama dur bakalım. Esenler'de ne işin var la otobüs mü var aktarmalı falan Amerika'dan?"
- "Yok abi, gemiyle İzmir'e geldim. Oradan otobüsle İstanbul."
- "Neyse uzatmayalım lafı. Sen bi çay simit falan al, otur bi kenara atıştır. Ben bi saate gelirim."
- "Gerçekten gelir misin abi?
- "Ağzının ortasına bi tane çakacam şimdi. Geliyoz dedik ya oğlum. Haa, bi de unutmadan, kostümün üzerinde mi?"
- "Her zaman ki gibi abi."
- "Çantanda falan adam gibi bi şeyler varsa onları giy hemen."
- "Niye abi"
- "Esenler'de o kıyafetle kaseyi kaptırırsın oğlum. Aman diyim!"
- "Kase yok da çantamda palto vardı, onu giysem olur mu?"
- "Olur olur. Palto varsa kase yoktur. Giy paltonu otur efendi efendi. Kimseyle de muhatap olma. Dediğim gibi bir saate ordayım ben."
- "Tamam abi. Bekliyorum ben burda."

Telefonu kapatıp arkamı döndüğümde Salih abi pis pis sırıtıyordu. Anlaşılan rövanş almak istiyordu.
- " Ne diyo lan görümcen? Güne mi çağırıyo seni?"
- "Ya Salih abi kusura bakma acelem var. Bi arkadaşım gelmiş yurt dışından, onu almaya gidecem hemen."
Anlayışlı adamdır Salih abi. Nerde duracağını bilir.
- "Tamam koçum. Arkadaşını da getir, akşama takılırız."
- "Eyvallah abi. Akşama görüşürüz."
Tam ocaktan çıkıyordum ki Salih abi omzumdan tuttu. Kulağıma eğilip fısıldayarak;
- "Mangırın var mı koçum?"
- "Var abi, sağolasın."
Kalender adamdır Salih abi. Halden anlar.
Tam kahvenin kapısını açıp çıkacakken dışarıdan kapıya abanan Çiroz'la burun buruna geldik. Ensesine hafiften patlattım.
- "Nerdesin la kekez, her sabah seni mi bekleyecem burda ben?"
- "Yok aga be. Amcamda kaldım dün. Dükkan işini hallettim sayılır."
Tabii birden yağlarım eridi. Şöyle bir kafa-kola aldım Çiroz'umu.
- "Aferim lan, sonunda ciğeri tırnakladın. Yolda konuşuruz bakalım ayrıntıları."
- "Ne yolu aga, nereye gidiyoruz?"
- "Esenler'e gidiyoruz. Öro gelmiş onu almaya."
- "Sahi mi diyon aga?"
- "Gidince görürsün artık. Ver bi ağır başlı sigara da kafamız yerine otursun."
Çiroz'un, babasının zulasından aşırdığı davidoff paketinden birer tane sigara yakıp dolmuş durağına doğru yürümeye başladık.


Belki devam edecek. Söz veremiyorum yani...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tarak

- Şişşşş, kalk lan, kalk. - Dur biraz ya, en heyecanlı yerdeyim. - Lan kalk, dellendirme adamı! - Ya ne var gene ya, ne var? - Ölmüş eşek gibi yatıp duruyon. - Off. Ya Mümtaz abi gene mi sen? - Ulan hayvan, insan bi hoş geldin der önce. - Ya Mümtaz abi sen ne biçim ölüsün Allah aşkına. Zırt pırt gelip duruyosun. Yok mu orda başınızda bekleyen birileri. - Bizim kazanın zebanisinin bi işi varmış dünyada. Bana görev yazdı. Aramız iyi de. - İnanmıyorum sana abi ya. Gittin üç ayda zebanilerle kanka mı oldun? - Beni biliyon Ersinciğim. Sıcak kanlı insanım. Girdiğim her ortamda, hemen herkesle kaynaşırım.

Kulak Memesi Kıvamında

* Sıcaktan korunmak için en son tercih edilmesi gereken yer ateşin gölgesidir. * En güzel vehim kadındır. * Özgür düşünce, düşünmeyi öğrendiğin o ilk anda biter. * Bir fili sineklikle öldüremezsin. * Bir sineği öldürmek her zaman daha kolaydır. * Çay demlemek ciddiyet gerektirir. Sallamaya gelmez! * Sandalye ancak dört ayağıyla makbuldür. Tek ayağı kırık sandalyenin itibarı yoktur. * Sigaram hakkında söz söyleyenler, onun kadar dosdoğru olabilseler keşke. * Hayat kadar gerçekçi bir yalan olamaz. * Üzümün kanını, arpanın sidiğine tercih ederim. * Yıldızları ikişer ikişer sayman pek bir şey değiştirmeyecek. * Elektrikler kesildiğinde tezgahın üzerindeki sütle buzdolabındaki sütün kaderi aynıdır: Çöp! * Hatıralar sarmış dört bir yanımı ve benden teslim olmamı istiyorlar. * İki ucu boklu bir değnek varsa elimde, mutlaka iki ucundan birden tutarım. * Haliyle senin söylediklerin değil, aynı şeyleri söyleyen daha muteber birisinin söyledikleri itibar görecektir....

İtin Makatı

"Nihayet mart ayı geride kaldı. Artık köşe başlarına, duvarlara sinmiş; ince ince bakış atan, çapkın çapkın bıyık buran kedilerin hışmından kazasız belasız kurtulduk." diye düşünerek eve doğru yürüyorum. Dudağımda "Hava ayaz mı ayaz" makamında ıslık, ellerim ceplerimde yürüyorum... Bina kapısına geldiğimde üç anahtarlı anahtarlığımı şıngırdatarak çıkartıyorum. Üçünü de teker teker deniyorum her zamanki gibi. Her zamanki gibi üçüncü anahtarla açılıyor kapı. İkinci katı sessiz ve seri adımlarla çıkıyorum. Yönetici deli kadın her an çıkabilir ve saçma-sapan sorularla beynimi iğfal edebilir. Menopoz sıkıntısını benim üzerimden savuşturmaya çalışabilir. Hayalet gibi süzülüyorum kapısının önünden...