Üç gündür yağmur var.
Sıkılıyorum.
Neyse ki bugün çekip gittiler. Geldikleri gibi...
Sahile iniyorum bulutların boşluğunu doldurmak için.
Ancak poyraz var bugün de. Benden önce davranmış.
Dalgalar köpüre köpüre vuruyor sahile. Hiddetleri sahile değil; ama kime, neye bilmiyorum. Bir banka oturuyorum. Paltomu kulaklarıma kadar çekiyorum. Atkımı alsam iyi olurmuş.
Üşüyorum.
Sahil bomboş. Poyrazı ve dalgaları saymazsak baş başayız İstanbul'la bugün. Sessizce bakışıyoruz bir müddet. "Deli gibi aşığım sana!" demek istiyorum. Bakışlarını kaçırıyor. Naz mı yapıyor, küçümsüyor mu anlayamıyorum. Onu tanımakta öyle güçlük çekiyorum ki...
Bazen öyle mahcup ve hüzünlü oluyor ki, başımı kaldırıp yüzüne bakmaktan imtina ediyorum.
Bazense şuh kahkahaları çınlatıyor gökyüzünü. Bütün aşıklarına kur yaparak dolaşıyor etrafımda. Çıldırıyorum o vakit işte. Lanet okuyorum onu gördüğüm ilk güne, her güne.
Alıp başımı gidiyorum.
Ama Aşk işte!
Dönüp dönüp geliyorum. Her dönüşümde tebessümle karşılıyor.
"Bu sefer tamam bu aşk..." diyorum.
"Bu sefer alacak beni koynuna İstanbul'um!"
Heyecanlanıyorum.
Heyhat, tebessümü yalancı bir bahar;
Anlıyorum.
Bir sigara yakıyorum. Daha ağzımdan çıkmadan alıyor bütün dumanı poyraz. Savuruyor İstanbul'un yüzüne doğru. Belediye otobüsü homurdana homurdana geçiyor. Bir çocuğun bağırtısı geliyor uzaktan. Sigara dumanının arasında kayboluyor İstanbul.
Ağlıyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder