Nasıl da gözümde tütüyordu Ankara...
Otobüsün kalkmasına dakikalar vardı, ancak sabırsızlıktan mideme kramplar girmişti. Bir an önce hareket etmeliydi otobüs. Dakikalar günlerce sürdü ve nihayet otobüs hareket etti. Sonunda bu şehirden kurtuluyordum. Yıllarca hasretini çektiğim, medeniyetin beşiği, güzel memleketim Ankara'ya doğru hareket ettik.
Cam kenarında oturuyordum fakat dışarıya bakmak, son kez de olsa bu şehri görmek istemiyordum. Adını bile anmak istemiyordum. Zaten şehrin bulutları arkamdan sevinç gözyaşları dökmeye başlamıştı bile. Cama alnımı dayadım ve şehrin gözlerine bakarak "İnan ben de senin kadar sevinçliyim sevimsiz şehir!" dedim ve perdeyi yüzüne çektim.
Bütün hatıraları arkamızda bırakarak hızla ilerliyorduk. Anlaşılan otobüs de benim gibi bir an önce kurtulmak istiyordu buralardan. Yolu kısaltmak, hızımızı artırmak için başımı geriye yasladım ve uyumaya başladım. Uyandığımda otobüs mola vermişti. Meali, sevimsiz şehrin mücavir il sınırlarını geçmiştik. Hemen bir keyif sigarası yaktım fakat sigara huysuzlandı. Uyku sersemliğiyle anlayamamıştım. Sigaram dumanlarıyla söylendi, "Bu soğukta dostum çay olmadan kendime tahammül edemiyorum. Sen nasıl katlanıyorsun bana, hayret doğrusu!" Haklıydı. Bu sözün üzerine söz söylememeli, derhal harekete geçmeliydim. Hemen çay ocağına yöneldim ve bir ince belli bardak dolusu çay aldım. Sevinçle dışarı çıktık. Üçümüz baş başaydık ve mutluluğumuz bayram çocuklarından farksızdı.
Sigaram ve çayım aralarında muhabbete dalmışken ben de karşımdaki masada oturan imitasyon sarışın kızla bakışmaya başladım. Bir müddet bakıştıktan sonra imitasyon sarışın yerinden kalktı ve kalkmak üzere olan otobüsüne yöneldi. Nedense bana Ankara'yı anımsattı bu kız. Ankara'da imitasyon sarışınlar gibiydi nitekim. Asıl ve asil sarışın gerilerde kalmıştı. Üstelik ardımdan sevinç gözyaşları dökmüştü...
Otobüsün kalkmasına dakikalar vardı, ancak sabırsızlıktan mideme kramplar girmişti. Bir an önce hareket etmeliydi otobüs. Dakikalar günlerce sürdü ve nihayet otobüs hareket etti. Sonunda bu şehirden kurtuluyordum. Yıllarca hasretini çektiğim, medeniyetin beşiği, güzel memleketim Ankara'ya doğru hareket ettik.
Cam kenarında oturuyordum fakat dışarıya bakmak, son kez de olsa bu şehri görmek istemiyordum. Adını bile anmak istemiyordum. Zaten şehrin bulutları arkamdan sevinç gözyaşları dökmeye başlamıştı bile. Cama alnımı dayadım ve şehrin gözlerine bakarak "İnan ben de senin kadar sevinçliyim sevimsiz şehir!" dedim ve perdeyi yüzüne çektim.
Bütün hatıraları arkamızda bırakarak hızla ilerliyorduk. Anlaşılan otobüs de benim gibi bir an önce kurtulmak istiyordu buralardan. Yolu kısaltmak, hızımızı artırmak için başımı geriye yasladım ve uyumaya başladım. Uyandığımda otobüs mola vermişti. Meali, sevimsiz şehrin mücavir il sınırlarını geçmiştik. Hemen bir keyif sigarası yaktım fakat sigara huysuzlandı. Uyku sersemliğiyle anlayamamıştım. Sigaram dumanlarıyla söylendi, "Bu soğukta dostum çay olmadan kendime tahammül edemiyorum. Sen nasıl katlanıyorsun bana, hayret doğrusu!" Haklıydı. Bu sözün üzerine söz söylememeli, derhal harekete geçmeliydim. Hemen çay ocağına yöneldim ve bir ince belli bardak dolusu çay aldım. Sevinçle dışarı çıktık. Üçümüz baş başaydık ve mutluluğumuz bayram çocuklarından farksızdı.
Sigaram ve çayım aralarında muhabbete dalmışken ben de karşımdaki masada oturan imitasyon sarışın kızla bakışmaya başladım. Bir müddet bakıştıktan sonra imitasyon sarışın yerinden kalktı ve kalkmak üzere olan otobüsüne yöneldi. Nedense bana Ankara'yı anımsattı bu kız. Ankara'da imitasyon sarışınlar gibiydi nitekim. Asıl ve asil sarışın gerilerde kalmıştı. Üstelik ardımdan sevinç gözyaşları dökmüştü...
Bu arada otobüsün hareket anonsu duyuldu. Sigara ve çayın muhabbeti de bitmişti. Hemen otobüsteki yerimi aldım. Vuslat bekletmeye gelmezdi.
Evet, Ankarama kavuşmama çok az bir mesafe kalmıştı. Beraber geçirdiğimiz günleri düşündüm. Çocukluğumu koynunda geçirmiştim. İlk gençlik yılları, ilk aşk, ilk ayrılık, ilk hüzün, ilk mutluluk, ilk... İlklerin ilklerini hep Ankaramla beraber yaşamıştık. Şöyle bir düşündüğümde, Ankara çok önemli bir yere sahipti gönlümde. Üstelik hiçbir zaman beni kapı önüne koymamıştı. Ne zaman dara düşsem kucak açmıştı. Vefasız değildi yani. Ayrılığımızda o da gözyaşı dökmüştü arkamdan, ama bazıları gibi sevinç gözyaşı değil! Harbi gözyaşları...
Hatıraların resm-i geçidi arasında yolculuk bitti. Otobüs terminale yaklaşırken heyecanım bir kat daha arttı. Ve otobüs perona girip kapılarını açtığında heyecanım son raddesine ulaşmıştı. Kapıdan iner inmez derin bir Ankara havası çektim içime. Valizlerimi alıp terminal binasına girdim. Bir kargaşa, bir gürültü. Bıraktığım gibi. Doğruca çıkış kapısına yöneldim.
Artık Vuslatla aramda otomatik kapı vardı sadece. Kapıyı geçtim ve Ankaramla göz göze geldik. Sarılsak mı, ağlasak mı arasında gidip geldik. Henüz kapanmayan otomatik kapının ardından bir ses yükseldi;
"Var mı İstanbul yolcusu bir kişi? On dakikaya kalkıyor, haydi İstanbul, İstanbuuul!"
İçimden yükselen çığlığı daha fazla ağzımda zapt edemedim;
"Ne işim var lan benim Angarada?!.."
Evet, Ankarama kavuşmama çok az bir mesafe kalmıştı. Beraber geçirdiğimiz günleri düşündüm. Çocukluğumu koynunda geçirmiştim. İlk gençlik yılları, ilk aşk, ilk ayrılık, ilk hüzün, ilk mutluluk, ilk... İlklerin ilklerini hep Ankaramla beraber yaşamıştık. Şöyle bir düşündüğümde, Ankara çok önemli bir yere sahipti gönlümde. Üstelik hiçbir zaman beni kapı önüne koymamıştı. Ne zaman dara düşsem kucak açmıştı. Vefasız değildi yani. Ayrılığımızda o da gözyaşı dökmüştü arkamdan, ama bazıları gibi sevinç gözyaşı değil! Harbi gözyaşları...
Hatıraların resm-i geçidi arasında yolculuk bitti. Otobüs terminale yaklaşırken heyecanım bir kat daha arttı. Ve otobüs perona girip kapılarını açtığında heyecanım son raddesine ulaşmıştı. Kapıdan iner inmez derin bir Ankara havası çektim içime. Valizlerimi alıp terminal binasına girdim. Bir kargaşa, bir gürültü. Bıraktığım gibi. Doğruca çıkış kapısına yöneldim.
Artık Vuslatla aramda otomatik kapı vardı sadece. Kapıyı geçtim ve Ankaramla göz göze geldik. Sarılsak mı, ağlasak mı arasında gidip geldik. Henüz kapanmayan otomatik kapının ardından bir ses yükseldi;
"Var mı İstanbul yolcusu bir kişi? On dakikaya kalkıyor, haydi İstanbul, İstanbuuul!"
İçimden yükselen çığlığı daha fazla ağzımda zapt edemedim;
"Ne işim var lan benim Angarada?!.."
Dünyanın her şehri ayrı güzeldir, kendine göre ayı özeldir ama İstanbul gibisi yok yahu!
YanıtlaSililahi Ankara, sen adama neler yazdirirsin!!
YanıtlaSil