Ana içeriğe atla

Bir Angara Masalı: Oral ile Elizabeth

Efendim tarih M.Ö. gidebildiğiniz kadar gidin işte. Henüz ateş keşfedilmemiş. Anlayın yani. Angara o sıralar bırak büyükşehiri, belediye bile değil, kendi çapında bir şehir devletiymiş. Ama ne devlet! Rüşvet, torpil, iltizam ve dahi cemaatçilik bir milyoncu dükkanına dönmüş, kapanın elinde kalıyormuş. Dönemin aydınları; Homeros, Öklit, Pisagor ve Yamuk, her akşam Zeus’un Meyhanesinde toplanıp, iki tek atarak “Ne olacak memleketin hali?” yollu tartışmalar yapıyorlarmış. Halk çaresizlik içinde bir kurtarıcı bekliyormuş. Aslında o kurtarıcı çok uzaklarda değilmiş ama hayata küsmüş. Evet, bu kahraman tarih kitaplarından da bildiğiniz Güdüllü Oral. O Oral ki şanı üç kıtaya yayılmış bir cengaver. Nice yiğitleri toprakla yek vücut etmiş. Ama olmamış işte. İsimden kaybetmiş. Oral isminde halk kahramanı mı olurmuş? Olsa olsa diş kliniği olurmuş. O zamanlar nüfus dairesi de bulunmadığı için ismini değiştirememiş. Küsmüş hayata. Çekilmiş mağarasına, kendini sanata vermiş. Bir elinde palet, diğerinde fırça mağara resimleri yapmaya başlamış…


Gel zaman git zaman bayırın Spartalılar’ı Anadolu’yu işgal etmiş, bir tek Angara kalmış pislemedikleri. Bu Spartalılar aslında gariban takımından. Evveliyatları Isparta’ya dayanır. Zamanında çok hor görülmüş, itilip kakılmışlar. Sonra bir umut deyip ekmek parası uğruna göç etmişler Diyar-ı Rum’a. Yani Isparta’dan göçen bir avuç gurbetçi. Neyse efendim, bunlar Rum’un her türlü pis işini yapmışlar, yapmışlar ama iyi de para kazanmışlar. Elleri biraz para görünce bitleri kanlanmış deyyusların. Başkaldırmışlar Rum’a, asi olmuşlar. Köyleri, şehirleri yakıp yıkmışlar. Bütün Rum diyarını işgal etmişler. Bir zamanlar itilip kakıldıkları Anadolu’ya da “Yaslı gittim şen geldim aç … ben geldim” makamında edepsiz türküler çığırarak, yakıp yıkarak geri dönmüşler. Bizim aydınlar Oral’ın resim atölyesinde almışlar soluğu. “Yiğit Oral, etme eyleme, amanı bilin mi amanı?” demişler. Tabi yufka yüreği cız etmiş Oral’ın ve hemen pegasusuna atladığı gibi Spartalılar’ın ordu merkezine kanatlanmış. Hiddetle dalmış çadıra. “Bre bulaşıklar, ne bu densizlik!” diyerek patlatmış narayı. Amanın, bir de ne görsün karşısında. Bir dilber, ama öyle bir dilber ki sanki dolunayın yeryüzündeki vekili. Dizlerinin bağı çözülmüş. Kıza yaklaşıp ve kekeleyerekten “İsminizi bu biçareye bahşedip viran gönlünü mesrur eder misiniz?”  diye sırnaşmış. Kız fısıltıyla “Eizabeth” demiş fakat pancar gibi de kızarmış. Cesarete gelen Oral iyice pişkinleşip hemen evlilik teklif etmiş. Elizabeth hemen evet dememek için kendini zor tutmuş. “ Bilmem ki, paşa babam Agamemnon izdivacımıza müsaade eder mi?” diye naz makamında terennüm etmiş ki bu sırada çadıra Agamemnon girmiş. “Bu ne irezilliktür” diye esmiş ama gürleyemeden Anadolu’nun en büyük kahramanı Güdüllü Oral’ı tanımış. Kendine çeki düzen vermiş hemen ve kurnaz, pis bir edayla “Oral Bey oğlum biz de size gelecektik, niye zahmet ettiniz?” demiş. Oral hiç istifini bozmamış, Anadolu örf ve adetlerine uygun olarak Agamemnon’un elini öpmüş ve kararlı bir şekilde “Allah’ın emriyle kızını istiyorum.” demiş. Agamemnon mütereddit “Bir de Zeus’a danışsaydık” yollu çamur stratejisi uygulamak istemiş amma Oral tavizsiz bir edayla “Penceresi cam cama, selam söyle Zeus amcama” deyip pegasusa atlamış, terkisine de Elizabeth’i aldığı gibi Angara’nın yolunu tutmuş.

Bugünkü Roma Hamamı’nın karşısındaki Venüs Düğün Salonunda dillere destan bir düğün yapmışlar. Nikahlarını Melik başkan kıymış. Behçet Z.  ve Homeros ise şahitleri olmuş. Düğünlerinde Angara’nın devlet sanatçıları Namık, Yaşar ve Coşkun saz çalmış. Fidayda, güvercin, şişeler… Aristo ve Platon pistten hiç inmemişler. Arada bir oynamaya çıkan ihtiyar Sokrat ise yaptığı ilginç figürlerle mest etmiş davetlileri. Sabaha kadar sürmüş düğün.

Anadolu’yu almaya gelip kızını kaptıran Agamemnon ise tası tarağı topladığı gibi gerisin geriye Sparta’ya dönmüş. O günden sonra da halk arasında “Eşeğe cilve yap demişler, tutmuş çifte atmış” lafı darb-ı mesel olmuş. Gökten bir elma düştü onu da teselli olsun diye Agamemnon’a verdim. Onlar ermiş muradına, darısı okuyan bekarların başına…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tarak

- Şişşşş, kalk lan, kalk. - Dur biraz ya, en heyecanlı yerdeyim. - Lan kalk, dellendirme adamı! - Ya ne var gene ya, ne var? - Ölmüş eşek gibi yatıp duruyon. - Off. Ya Mümtaz abi gene mi sen? - Ulan hayvan, insan bi hoş geldin der önce. - Ya Mümtaz abi sen ne biçim ölüsün Allah aşkına. Zırt pırt gelip duruyosun. Yok mu orda başınızda bekleyen birileri. - Bizim kazanın zebanisinin bi işi varmış dünyada. Bana görev yazdı. Aramız iyi de. - İnanmıyorum sana abi ya. Gittin üç ayda zebanilerle kanka mı oldun? - Beni biliyon Ersinciğim. Sıcak kanlı insanım. Girdiğim her ortamda, hemen herkesle kaynaşırım.

Kulak Memesi Kıvamında

* Sıcaktan korunmak için en son tercih edilmesi gereken yer ateşin gölgesidir. * En güzel vehim kadındır. * Özgür düşünce, düşünmeyi öğrendiğin o ilk anda biter. * Bir fili sineklikle öldüremezsin. * Bir sineği öldürmek her zaman daha kolaydır. * Çay demlemek ciddiyet gerektirir. Sallamaya gelmez! * Sandalye ancak dört ayağıyla makbuldür. Tek ayağı kırık sandalyenin itibarı yoktur. * Sigaram hakkında söz söyleyenler, onun kadar dosdoğru olabilseler keşke. * Hayat kadar gerçekçi bir yalan olamaz. * Üzümün kanını, arpanın sidiğine tercih ederim. * Yıldızları ikişer ikişer sayman pek bir şey değiştirmeyecek. * Elektrikler kesildiğinde tezgahın üzerindeki sütle buzdolabındaki sütün kaderi aynıdır: Çöp! * Hatıralar sarmış dört bir yanımı ve benden teslim olmamı istiyorlar. * İki ucu boklu bir değnek varsa elimde, mutlaka iki ucundan birden tutarım. * Haliyle senin söylediklerin değil, aynı şeyleri söyleyen daha muteber birisinin söyledikleri itibar görecektir....

İtin Makatı

"Nihayet mart ayı geride kaldı. Artık köşe başlarına, duvarlara sinmiş; ince ince bakış atan, çapkın çapkın bıyık buran kedilerin hışmından kazasız belasız kurtulduk." diye düşünerek eve doğru yürüyorum. Dudağımda "Hava ayaz mı ayaz" makamında ıslık, ellerim ceplerimde yürüyorum... Bina kapısına geldiğimde üç anahtarlı anahtarlığımı şıngırdatarak çıkartıyorum. Üçünü de teker teker deniyorum her zamanki gibi. Her zamanki gibi üçüncü anahtarla açılıyor kapı. İkinci katı sessiz ve seri adımlarla çıkıyorum. Yönetici deli kadın her an çıkabilir ve saçma-sapan sorularla beynimi iğfal edebilir. Menopoz sıkıntısını benim üzerimden savuşturmaya çalışabilir. Hayalet gibi süzülüyorum kapısının önünden...