Yalnızlık, bir dağ başına çekilip insanlardan kaçış değil; aksine insanların içinde, yığınların ortasında, kendini dış dünyadan soyutlayabilmendir. Bir bakıma kendinle hesaplaşman, kendi iç savaşın. Yüreği yaralı bütün ozanların, dillerinden veya tellerinden dökülmüştür yalnızlık gazelleri. Her şiirde, her türküde biraz varsın. İki mısra, dökebilir gözünden iki damla yaş. Belki dışarı, belki de içeri… Söyleyemezsin de yalnızlığını hiç kimseye. Kalırsın öylece dudakların titreyerek. Bir arkadaş topluluğu içinde neşeli ve bağımlı dakikaların olur. Dışardan gören birisi imrenerek bakar sana. Hayata olan bağlılığına, insanlarla olan kuvvetli bağa gıpta eder. Ama bilmez, bilemez içinde kopan fırtınaları. Ruhunu yerle yeksan eden yalnızlık fırtınasını nasıl görebilir ki? Aldanır. Oysa neşenin en üst raddesinde çakar içinde yalnızlığın şimşeği. Sahte bir tebessüm. İnsanların keyfi kaçmasın. Ve bir başına kalırsın odanda nihayet. Ve dilinden aynı mısralar dökülür yeniden...