Ana içeriğe atla

Nazım amcanın edebiyat dersleri -1- (mermer önemli)


Dibace
Öğrencilik yıllarımda şiiri çok sevmekle beraber şiir tahlili konusunda pek bi beceriksizdim. Hele şiiri nesre çevirme işlerine ise ayar olurdum. Yav bu zaten nesre çevrilebilecek olsaydı şair hiç bu kadar kasmazdı, değil mi? ( "Değil mi?" kelime grubu her ne kadar soru kalıbında yazılsa da burada soru sorma maksadıyla yazılmamıştır. "Değil" şeklinde bir cevap vermeye yeltenenlere önemle duyurulur.) Alırdı eline kalemi, yazardı aklına geleni. (Şu an benim yaptığım gibi mesela.)
Ama şair, "siyah serviler" tamlaması için beş yıl bekletmiş şiiri tezgahta...
Hasılı, bir neslin şiir zevkini -kendi neslim adına konuşuyorum- şiiri nesre çevirte çevirte sittiler.



Fakat bendeniz edebiyat ve şiir konusunda akranlarıma nazaran daha şanslıydım. Bizim mahallenin muhtar-ı şuarası Nazım amca vardı kulakları çınlasın. Ne zaman bir edebiyat ödevim olsa onun yanında alırdım soluğu. Nazım amcadaki feraset, basiret, dirayet ve bilimum meziyetler hiçbir öğretmende yoktu.
Nitekim edebiyat sanatı ve tekniği konusunda bildiklerimi milli eğitimin okullarında değil, Nazım amcanın rahle-i tedrisinde meşk ettim. Okullarda hiç defter tutmadım. Nazım Amca'nın dikte ettirdiği edebiyat notlarını ise hala saklıyorum. Beş ortalı çizgili lise defterlerinden tam beş cilt edebiyat notu. Dile kolay. Dilek Olay. Dil e-kolay.com. Her neyse?

Yıllar sonra, Nazım amcanın dizi dibinde yazdığım notları karıştırmak geldi aklıma. Durduk yere değil tabii ki. Murat Bardakçı'nın "Şiire Tecavüz"* isimli makaalesini kıraat eyleyince ben de şimşekler çaktı. Evet benim neslimin şiir zevkini sadece sittiler. Ancak üzülerek görmekteyim ki bazı mel'unlar, gelecek nesillerin şiir zevkine grup terapisi yapmaya ant içmişler. İş bu sebebten dolayı "Nazım amcanın edebiyat dersleri" adıyla bir yazı dizisi tefrika etmeyi münasip buldum. Konunun sebeb-i mevcudiyetine binaen, ilk olarak Ahmed Haşim'in "Merdiven" şiiri ile yazı dizisini yayınlamaya başlıyorum. Lise defterinde hayat bulan bu önemli notların, sanal alemde fena bulması temennisiyle... Hayırlı mübarek olsun.

Nazım amcanın edebiyat dersleri -1-
Mermer önemli

Merdiven

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak


Şiiri okurkene hayal gücünü zorlayacan evlat. Her şiirin hikayesi vardır. Unutma! Şimdi bu şiirin hikayesini anlatacam, éyi dinle. Şair elinde poşetlernen pazardan geliyodur. Poşetler ağır, pazar uzak ve evi apartumanın beşinci katında olduğu içün merdivanları usul usul çıkıyodur. Üçüncü katta da komşu kızı Semayı görür. Uzun bi etek var kız da işte, kayferengi kumaşın üzerinde sarı yaprak motifleri neyim. Canlandır gözünde. Şairin göynü Sema'dadır emme kız alamanyadaki akrabasıynan nişanlıdır. Sema'ynan karşılaşan bizim saf oğlan (şair) kendini tutamaz ağlar.

Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…


Eskiden şimdiki gibi arıtma tesisleri neyim yoktu. Belediye arada bi barajın kapaklarını açınca musluklardan üç gün sarı su akardı. Bu suyla bulaşık bile yıkanmazken bizim saf oğlan (şair) musluğa ağzını dayamış besbelli. Yüzü onun için solmuş, hasta döşeğinde yatarken perdeyi aralar. Güneş batarken havanın kızıl rengine bakar. Aşık ve hasta. Kızıl rengi görünce kederlenir.


Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?


Hımm; güller kafayı yere eğmiş durmadan kanıyomuş. Bülbüller de alev topu olmuş dallarda. Onlar da kanlı. Eyvah, oğlanın (şair) gözünü kan bürümüş. Hal ve gidişat berbat. Suları da yakmış, "geri dönülmez bir yola girdim aramayın beni" demek istiyo. Bakayım, hıımm, o sıra bi mermer ilişiyo gözüne. Mermer mi tunç mu ayıramıyo. Büyük ihtimal mezar taşı mermeri denen marmara mermerindendir gördüğü. Kalitesiz mermerler işte, çabuk renk atıyo. Mermer deyip geçmeyecen evlat. Mermer önemli! Bizim damadın başına geldi misal. Evindeki mutfak tezgahı yirmi yıllık var. Ahşap doğrama, ortasında dandik bi evye var işte. Bizim kız damadın başının etini yeyip dururmuş. Ahşap tezgah suyu eme eme iyice çürümüşmüş. Evyenin de sağı solu pas tutmuşmuş. Kız haklı aslında. Damat da fazla masraf olmasın diye gitmiş marmara mermerden bi tezgah bulmuş. Haliyle üç beş senede rengi atmış mermerin. Tabi bizim kız tekrar çemkirmeye başlamış. Damat da "Hay senin mermerinin de, tezgahının da..." diye sin-kaflı küfürler savurmuş. Bizim kız da vurmuş kapıyı çıkmış. Sokakta bi inşaatın önünden geçiyomuş. İşçiler o sırada bi urgana mermer tezgah bağlamışlar, beşinci kata çekmektelermiş. Urganın bağlı olduğu demir kanca kopunca, tezgah doğrudan bizim kızın üstüne düşmüş. Kızın beyni midesine inmiş. Gürültüye dışarı çıkan damat da karısını öyle kanlar içinde görünce aklını oynatmış. Gitmiş eve, "hep senin yüzünden oldu" diyerek tezgaha bi kafa atmış. Tezgah da buna. Bi müddet böyle kafa kafaya vermişler. Nihayetinde damat kaybetmiş döğüşü. O sıralar ben yurt dışındaydım. Konu komşu bunların eşyalarını satıp cenazelerini kaldırmış. Damadın kafa attığı tezgah kırıldığı için, artık işe yaramaz diye mermerciden bizimkilere mezar taşı yaptırmışlar. (Bu sırada Nazım amca yakın gözlüğünü çıkartıp, nemlenen gözlerini ceketinin koluyla sildi.)

Lafın kıssası, mermer önemli evlat!




Hamiş

Parantez içindeki cümleler, notların asıllarında olmayıp, görülen lüzum üzerine sonradan eklenmiştir. Bunun dışında metne müdahale edilmemiştir. Ayrıca şiirin son beyti burada yoktur. Çok merak ediyorsanız google amcanıza sorabilirsiniz.

* http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/653654-siire-tecavuz

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tarak

- Şişşşş, kalk lan, kalk. - Dur biraz ya, en heyecanlı yerdeyim. - Lan kalk, dellendirme adamı! - Ya ne var gene ya, ne var? - Ölmüş eşek gibi yatıp duruyon. - Off. Ya Mümtaz abi gene mi sen? - Ulan hayvan, insan bi hoş geldin der önce. - Ya Mümtaz abi sen ne biçim ölüsün Allah aşkına. Zırt pırt gelip duruyosun. Yok mu orda başınızda bekleyen birileri. - Bizim kazanın zebanisinin bi işi varmış dünyada. Bana görev yazdı. Aramız iyi de. - İnanmıyorum sana abi ya. Gittin üç ayda zebanilerle kanka mı oldun? - Beni biliyon Ersinciğim. Sıcak kanlı insanım. Girdiğim her ortamda, hemen herkesle kaynaşırım.

Kulak Memesi Kıvamında

* Sıcaktan korunmak için en son tercih edilmesi gereken yer ateşin gölgesidir. * En güzel vehim kadındır. * Özgür düşünce, düşünmeyi öğrendiğin o ilk anda biter. * Bir fili sineklikle öldüremezsin. * Bir sineği öldürmek her zaman daha kolaydır. * Çay demlemek ciddiyet gerektirir. Sallamaya gelmez! * Sandalye ancak dört ayağıyla makbuldür. Tek ayağı kırık sandalyenin itibarı yoktur. * Sigaram hakkında söz söyleyenler, onun kadar dosdoğru olabilseler keşke. * Hayat kadar gerçekçi bir yalan olamaz. * Üzümün kanını, arpanın sidiğine tercih ederim. * Yıldızları ikişer ikişer sayman pek bir şey değiştirmeyecek. * Elektrikler kesildiğinde tezgahın üzerindeki sütle buzdolabındaki sütün kaderi aynıdır: Çöp! * Hatıralar sarmış dört bir yanımı ve benden teslim olmamı istiyorlar. * İki ucu boklu bir değnek varsa elimde, mutlaka iki ucundan birden tutarım. * Haliyle senin söylediklerin değil, aynı şeyleri söyleyen daha muteber birisinin söyledikleri itibar görecektir....

İtin Makatı

"Nihayet mart ayı geride kaldı. Artık köşe başlarına, duvarlara sinmiş; ince ince bakış atan, çapkın çapkın bıyık buran kedilerin hışmından kazasız belasız kurtulduk." diye düşünerek eve doğru yürüyorum. Dudağımda "Hava ayaz mı ayaz" makamında ıslık, ellerim ceplerimde yürüyorum... Bina kapısına geldiğimde üç anahtarlı anahtarlığımı şıngırdatarak çıkartıyorum. Üçünü de teker teker deniyorum her zamanki gibi. Her zamanki gibi üçüncü anahtarla açılıyor kapı. İkinci katı sessiz ve seri adımlarla çıkıyorum. Yönetici deli kadın her an çıkabilir ve saçma-sapan sorularla beynimi iğfal edebilir. Menopoz sıkıntısını benim üzerimden savuşturmaya çalışabilir. Hayalet gibi süzülüyorum kapısının önünden...