Ana içeriğe atla

Gözün Sözü




Tabancamı çıkarttım ve yavaşça alnına doğru kaldırdım. "Senden korkmuyorum" demeye çalışan gözlerle bakıyordu, fakat dizleriyle gözleri aynı dili konuşmuyordu. Hani neredeyse iskemleye bağlı olmasa seke seke gidecekti dizleri. Gözlerine biraz daha dikkatlice baktığımda, göz bebeklerinin derinliklerindeki yaşama arzusunu gördüm...
Yaşama arzusu deyince Irvin Yalom geldi aklıma. Acaba Irvin Yalom'un herhangi bir kitabını okumuş muydu daha önce? Yok olmadı bu soru...
Doğrusu, daha önce hiç kitap okumuş muydu, olmalıydı. Ağzındaki bandı çıkartıp sorsam ve evet cevabı alsam ne yapardım acaba? Affeder miydim?
Hımmm, belki...
Okuduğu kitaba bağlı biraz da. Mesela "Kürk Mantolu Madonna"yı okumuşsa gitmesine izin verebilirdim. Hatta, Raif Efendinin istasyonda kızıyla karşılaştığı sahneyi okurken gözyaşlarını tutamamışsa hemen salıverirdim.
Dışarıdan gelen köpek sesleriyle irkildim birden. Tekrar göz göze geldik. Bu sefer de bakışlarıyla alay ediyordu. Gözleri, "Senin gibi bir korkak, adam öldüremez" diyordu. Bu göz muhabbetinden bıkmıştım artık. Sol elimle aniden ağzındaki bandı çıkarttım.
- Bugünü yaşama arzusu, dedi.
- Anlamadım.
- Irvin Yalom'un kitabının ismi. Ama okumadım henüz. Buradan ayrıldığımda yapacağım ilk iş bu kitabı alıp okumak olacak, sana söz.
Hafif sarsıldım, düşecek gibi oldum. Düşüncelerimi mi okuyordu şimdi de? Hayır hayır, bunun imkanı yoktu. Kendime gelmeliydim. Acımasızlığımı kaybettiğimde ölürdüm. Zayıf görünmemeliyimdim.
- Buradan ayrılacağını da nereden çıkardın?
- Ayrılacağım çünkü, Raif Efendinin kızıyla buluşmasında hıçkıra hıçkıra ağladım.

İşte! Ben silahımı ateşleyemeden o kelimeleri ateşledi ve beni beynimden vurdu. Dizlerimin üzerine çöktüm. Sanki beynimde filler ip atlıyordu. Vücudumun titremesine de hakim olamıyordum. Tabancam, yavaş yavaş parmaklarımın arasından kayıp beton zemine düştü. Galiba şuurumu kaybediyordum. Ani bir patlama sesiyle sol tarafa doğru yuvarlandım. Doğrulduğumda alnındaki küçücük delikten aşağıya doğru kanlar, hafif hafif akmaktaydı. Çekinerek ve utanarak gözlerine baktım. Son sözlerini yine gözleriyle söyledi.
"Beynin mi var la senin, protez beyinli mal!"

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tarak

- Şişşşş, kalk lan, kalk. - Dur biraz ya, en heyecanlı yerdeyim. - Lan kalk, dellendirme adamı! - Ya ne var gene ya, ne var? - Ölmüş eşek gibi yatıp duruyon. - Off. Ya Mümtaz abi gene mi sen? - Ulan hayvan, insan bi hoş geldin der önce. - Ya Mümtaz abi sen ne biçim ölüsün Allah aşkına. Zırt pırt gelip duruyosun. Yok mu orda başınızda bekleyen birileri. - Bizim kazanın zebanisinin bi işi varmış dünyada. Bana görev yazdı. Aramız iyi de. - İnanmıyorum sana abi ya. Gittin üç ayda zebanilerle kanka mı oldun? - Beni biliyon Ersinciğim. Sıcak kanlı insanım. Girdiğim her ortamda, hemen herkesle kaynaşırım.

Kulak Memesi Kıvamında

* Sıcaktan korunmak için en son tercih edilmesi gereken yer ateşin gölgesidir. * En güzel vehim kadındır. * Özgür düşünce, düşünmeyi öğrendiğin o ilk anda biter. * Bir fili sineklikle öldüremezsin. * Bir sineği öldürmek her zaman daha kolaydır. * Çay demlemek ciddiyet gerektirir. Sallamaya gelmez! * Sandalye ancak dört ayağıyla makbuldür. Tek ayağı kırık sandalyenin itibarı yoktur. * Sigaram hakkında söz söyleyenler, onun kadar dosdoğru olabilseler keşke. * Hayat kadar gerçekçi bir yalan olamaz. * Üzümün kanını, arpanın sidiğine tercih ederim. * Yıldızları ikişer ikişer sayman pek bir şey değiştirmeyecek. * Elektrikler kesildiğinde tezgahın üzerindeki sütle buzdolabındaki sütün kaderi aynıdır: Çöp! * Hatıralar sarmış dört bir yanımı ve benden teslim olmamı istiyorlar. * İki ucu boklu bir değnek varsa elimde, mutlaka iki ucundan birden tutarım. * Haliyle senin söylediklerin değil, aynı şeyleri söyleyen daha muteber birisinin söyledikleri itibar görecektir....

İtin Makatı

"Nihayet mart ayı geride kaldı. Artık köşe başlarına, duvarlara sinmiş; ince ince bakış atan, çapkın çapkın bıyık buran kedilerin hışmından kazasız belasız kurtulduk." diye düşünerek eve doğru yürüyorum. Dudağımda "Hava ayaz mı ayaz" makamında ıslık, ellerim ceplerimde yürüyorum... Bina kapısına geldiğimde üç anahtarlı anahtarlığımı şıngırdatarak çıkartıyorum. Üçünü de teker teker deniyorum her zamanki gibi. Her zamanki gibi üçüncü anahtarla açılıyor kapı. İkinci katı sessiz ve seri adımlarla çıkıyorum. Yönetici deli kadın her an çıkabilir ve saçma-sapan sorularla beynimi iğfal edebilir. Menopoz sıkıntısını benim üzerimden savuşturmaya çalışabilir. Hayalet gibi süzülüyorum kapısının önünden...