Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Hikaye-i Çöpçatan

Ah Açangül Teyze ahh! Nerden açtın bu belayı başıma? Gerçi seni tanıyıp da belaya bulaşmamak kabil (yıllarca Yakub Kadri, Peyami Safa romanlarında sıkça karşılaştığım bu kelimeyi cümle içerisinde kullanıyorum nihayet.) değil. Açangül teyzeyi tanımıyorsanız hatta onu tanıyanları tanımıyorsanız dünya gerçekten güzel bir yerdir sizin için. Gerçi bu yazıyı okuyup da beni tanıyorsanız, siz de Açangül teyzeyi tanıyanları tanıdığınız için bu dünya ne yazık ki sizin için de güzel bir yer değildir. Ve beni tanıyorsanız, bu sizli bizli konuşmayı bırakıp senli benli olabiliriz. Hatta sana lan diye de hitap edebilirim.

Safkan Öküz

- İngiltere'ye gidiyorum haftaya. - Essah mı diyon ya la? - (İstihzalı* bir eda ile)Essah diyom ya la. Bir isteğin var mı? - Ne istesem ki? Neyi meşur oranın? - Çattık ya. Ben ararım seni gidince. - Buldum valla, baq hele. - Ne buldun ...(biiip)( Oto sansür ) - Birden ne istiyon diyince sen aklıma gelmedi. İngiliz atı meşhur ya. Getirsene bi dene. - Safkan mı olsun? - Safkan olsa iyi olur emmee yarım kan da iş görür. - Kafan iyi mi kardeşim senin, oradan buraya at mı gelir? - Niye gelmesin ki? Burdan oraya senin gibi öküzler gidiyor da, ordan buraya at niye gelmesin? Kıssadan hisse: İngiliz'in safkan atı varsa bizim de safkan öküzümüz var.** * Kaaasım olan anlamaz. ** Açıklama Kaaasımlar için yapılmıştır.

Yalnızlık Türküsü

Yalnızlık, bir dağ başına çekilip insanlardan kaçış değil; aksine insanların içinde, yığınların ortasında, kendini dış dünyadan soyutlayabilmendir. Bir bakıma kendinle hesaplaşman, kendi iç savaşın. Yüreği yaralı bütün ozanların, dillerinden veya tellerinden dökülmüştür yalnızlık gazelleri. Her şiirde, her türküde biraz varsın. İki mısra, dökebilir gözünden iki damla yaş. Belki dışarı, belki de içeri… Söyleyemezsin de yalnızlığını hiç kimseye. Kalırsın öylece dudakların titreyerek. Bir arkadaş topluluğu içinde neşeli ve bağımlı dakikaların olur. Dışardan gören birisi imrenerek bakar sana. Hayata olan bağlılığına, insanlarla olan kuvvetli bağa gıpta eder. Ama bilmez, bilemez içinde kopan fırtınaları. Ruhunu yerle yeksan eden yalnızlık fırtınasını nasıl görebilir ki? Aldanır. Oysa neşenin en üst raddesinde çakar içinde yalnızlığın şimşeği. Sahte bir tebessüm. İnsanların keyfi kaçmasın. Ve bir başına kalırsın odanda nihayet. Ve dilinden aynı mısralar dökülür yeniden...

Terliğimin Diğer Teki

Sabah yorgun bir şekilde uyanıyorum. Yine bol aksiyonlu bir rüya görmüş olmalıyım ama hatırlamıyorum. Doğruluyorum. Terliklerimi giyiyorum. Hayır giyemiyorum. Terliğimin diğer teki yok. Beynimin komutuyla elim sigaraya uzanıyor, becerebilseydim ne ala. Bu günlerde böyleyim ben yas denen şiirdeyim Bir köşede gülüşün var sırtımda kanlı bıçağın... Hooop, sabah sabah nerden çıktı ayna şarkıları mırıldanmak. Bilmiyorum nerden çıktı? Ne diyordum az önce; "elim sigaraya uzanıyor, becerebilseydim ne ala" pekala, burdan çıktı ayna. Ayna, evet gidip yüzümü yıkamalıyım. Tek terlikle ağır aksak banyoya ilerliyorum. Salonun kapısı omuz atıyor, arkasına bile bakmadan devam ediyor. Tam bir ayı. Kapı dediğin nazik olur biraz, en azından "pardon" de bari. Nerde bu terliğin diğer teki? Aksamaya devam. Buzdolabıyla karşılaşıyorum. Gülümsüyor yine; - Günaydın müdür. - Günaydın günaydın. N'aber? - İyilik, güzellik, mutluluk. Ya bu buzdolabı da tam bir polyanna. Sabah a...

Gözün Sözü

Tabancamı çıkarttım ve yavaşça alnına doğru kaldırdım. "Senden korkmuyorum" demeye çalışan gözlerle bakıyordu, fakat dizleriyle gözleri aynı dili konuşmuyordu. Hani neredeyse iskemleye bağlı olmasa seke seke gidecekti dizleri. Gözlerine biraz daha dikkatlice baktığımda, göz bebeklerinin derinliklerindeki yaşama arzusunu gördüm... Yaşama arzusu deyince Irvin Yalom geldi aklıma. Acaba Irvin Yalom'un herhangi bir kitabını okumuş muydu daha önce? Yok olmadı bu soru... Doğrusu, daha önce hiç kitap okumuş muydu, olmalıydı. Ağzındaki bandı çıkartıp sorsam ve evet cevabı alsam ne yapardım acaba? Affeder miydim? Hımmm, belki... Okuduğu kitaba bağlı biraz da. Mesela "Kürk Mantolu Madonna"yı okumuşsa gitmesine izin verebilirdim. Hatta, Raif Efendinin istasyonda kızıyla karşılaştığı sahneyi okurken gözyaşlarını tutamamışsa hemen salıverirdim. Dışarıdan gelen köpek sesleriyle irkildim birden. Tekrar göz göze geldik. Bu sefer de bakışlarıyla alay ediyordu. Gözleri, ...

kalabalık gecelerden yalnız gündüzlere uzanan uzun bir hayat sergüzeştinin kısacık şiiri

yalnızlıktır benim adım. gece düşümde gündüz peşimde yalnızlık, adım adım...

Vicdan Yanığı

Şu an Laponya'dan bildiriyorum. Hayır yazım yanlışı yok. Japonya değil. Okunduğu gibi yazılıyor: Laponya. Dışarıda lapo lapo kar var benim içim yanıyor. Zaten ne zaman lapo lapo kar yağsa aklıma rahmetli Barış Manço gelir. İçerim hafif cız eder. Dünya gözüyle bir kere göremedim iki çift laf edemedim diye. Gerçi benim gibi adam olmayacak bir çocukla konuşma tenezzülünde bulunacak kadar alçakgönüllüydü fakat ben onun karşısına çıkacak kadar masum bir çocuk değildim. Ispanağı sevmeyişimle veya dişlerimi fırçalamayışımla alakalı değildi bu. Sadist bir velettim. Güneş açıları dikine dikine düşerken büyüteçle karıncaları yakardım. Vahşi parmaklarımın arasında debelenen karıncalardan önce çıtırtılar duyulurdu. Sonra midemi bulandıran iğrenç bir yanık kokusu. Bu kokudan nefret ederdim, ancak kokudan kurtulmanın verdiği hazzı tekrar yaşamak için koca bir karınca aşiretinin kökünü büyütecimle kuruttum. Yıllar geçti ve çocukken söndürdüğüm ocakları, yıktığım yuvaları unuttum. Ta ki o m...