Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Helva Yapsana

- Şişşşş, kalksana lan. - Ya Mümtaz abi bi git başımdan. - Ya oğlum kalksana, ne yatıp duruyon? - Hiii, Mümtaz abi! - Allah cezanı versin. Ne bağırıyon lan, ödüm bokuma karıştı. - Mümtaz abi sen ölmedin mi yaaa? - Hee, öldüm. - Ölü müsün şimdi sen. - He la oğlum, he. Hatırlamıyon mu üç ay önce gömdünüz ya. - Hatırlıyom da, ölüysen nasıl geldin buraya? - Münker'den izin aldım iki günlüğüne, atladım geldim. - Oluyo muymuş öyle? - Taze ölüyüm ya, alışamadım daha, hava değişimi falan izin kopardık işte. - Eee ne var ne yok o tarafta? - Fincancı katırlarını ürkütmezsen bi şey yok. - Nasıl yani?

CELLÂT

Basmazdı, Dikkat ederdi. Darağacının gölgesinde Açan çiçeklere... Sehpaya tekme Atmadan önce!

Nazım amcanın edebiyat dersleri -1- (mermer önemli)

Dibace Öğrencilik yıllarımda şiiri çok sevmekle beraber şiir tahlili konusunda pek bi beceriksizdim. Hele şiiri nesre çevirme işlerine ise ayar olurdum. Yav bu zaten nesre çevrilebilecek olsaydı şair hiç bu kadar kasmazdı, değil mi? ( "Değil mi?" kelime grubu her ne kadar soru kalıbında yazılsa da burada soru sorma maksadıyla yazılmamıştır. "Değil" şeklinde bir cevap vermeye yeltenenlere önemle duyurulur.) Alırdı eline kalemi, yazardı aklına geleni. (Şu an benim yaptığım gibi mesela.) Ama şair, "siyah serviler" tamlaması için beş yıl bekletmiş şiiri tezgahta... Hasılı, bir neslin şiir zevkini -kendi neslim adına konuşuyorum- şiiri nesre çevirte çevirte sittiler.

Hikaye-i Çöpçatan

Ah Açangül Teyze ahh! Nerden açtın bu belayı başıma? Gerçi seni tanıyıp da belaya bulaşmamak kabil (yıllarca Yakub Kadri, Peyami Safa romanlarında sıkça karşılaştığım bu kelimeyi cümle içerisinde kullanıyorum nihayet.) değil. Açangül teyzeyi tanımıyorsanız hatta onu tanıyanları tanımıyorsanız dünya gerçekten güzel bir yerdir sizin için. Gerçi bu yazıyı okuyup da beni tanıyorsanız, siz de Açangül teyzeyi tanıyanları tanıdığınız için bu dünya ne yazık ki sizin için de güzel bir yer değildir. Ve beni tanıyorsanız, bu sizli bizli konuşmayı bırakıp senli benli olabiliriz. Hatta sana lan diye de hitap edebilirim.

Safkan Öküz

- İngiltere'ye gidiyorum haftaya. - Essah mı diyon ya la? - (İstihzalı* bir eda ile)Essah diyom ya la. Bir isteğin var mı? - Ne istesem ki? Neyi meşur oranın? - Çattık ya. Ben ararım seni gidince. - Buldum valla, baq hele. - Ne buldun ...(biiip)( Oto sansür ) - Birden ne istiyon diyince sen aklıma gelmedi. İngiliz atı meşhur ya. Getirsene bi dene. - Safkan mı olsun? - Safkan olsa iyi olur emmee yarım kan da iş görür. - Kafan iyi mi kardeşim senin, oradan buraya at mı gelir? - Niye gelmesin ki? Burdan oraya senin gibi öküzler gidiyor da, ordan buraya at niye gelmesin? Kıssadan hisse: İngiliz'in safkan atı varsa bizim de safkan öküzümüz var.** * Kaaasım olan anlamaz. ** Açıklama Kaaasımlar için yapılmıştır.

Yalnızlık Türküsü

Yalnızlık, bir dağ başına çekilip insanlardan kaçış değil; aksine insanların içinde, yığınların ortasında, kendini dış dünyadan soyutlayabilmendir. Bir bakıma kendinle hesaplaşman, kendi iç savaşın. Yüreği yaralı bütün ozanların, dillerinden veya tellerinden dökülmüştür yalnızlık gazelleri. Her şiirde, her türküde biraz varsın. İki mısra, dökebilir gözünden iki damla yaş. Belki dışarı, belki de içeri… Söyleyemezsin de yalnızlığını hiç kimseye. Kalırsın öylece dudakların titreyerek. Bir arkadaş topluluğu içinde neşeli ve bağımlı dakikaların olur. Dışardan gören birisi imrenerek bakar sana. Hayata olan bağlılığına, insanlarla olan kuvvetli bağa gıpta eder. Ama bilmez, bilemez içinde kopan fırtınaları. Ruhunu yerle yeksan eden yalnızlık fırtınasını nasıl görebilir ki? Aldanır. Oysa neşenin en üst raddesinde çakar içinde yalnızlığın şimşeği. Sahte bir tebessüm. İnsanların keyfi kaçmasın. Ve bir başına kalırsın odanda nihayet. Ve dilinden aynı mısralar dökülür yeniden...

Terliğimin Diğer Teki

Sabah yorgun bir şekilde uyanıyorum. Yine bol aksiyonlu bir rüya görmüş olmalıyım ama hatırlamıyorum. Doğruluyorum. Terliklerimi giyiyorum. Hayır giyemiyorum. Terliğimin diğer teki yok. Beynimin komutuyla elim sigaraya uzanıyor, becerebilseydim ne ala. Bu günlerde böyleyim ben yas denen şiirdeyim Bir köşede gülüşün var sırtımda kanlı bıçağın... Hooop, sabah sabah nerden çıktı ayna şarkıları mırıldanmak. Bilmiyorum nerden çıktı? Ne diyordum az önce; "elim sigaraya uzanıyor, becerebilseydim ne ala" pekala, burdan çıktı ayna. Ayna, evet gidip yüzümü yıkamalıyım. Tek terlikle ağır aksak banyoya ilerliyorum. Salonun kapısı omuz atıyor, arkasına bile bakmadan devam ediyor. Tam bir ayı. Kapı dediğin nazik olur biraz, en azından "pardon" de bari. Nerde bu terliğin diğer teki? Aksamaya devam. Buzdolabıyla karşılaşıyorum. Gülümsüyor yine; - Günaydın müdür. - Günaydın günaydın. N'aber? - İyilik, güzellik, mutluluk. Ya bu buzdolabı da tam bir polyanna. Sabah a...