Kocaman caddede bir tane durak olmaz mı ya?..
Hava yeni kararmış; cadde, mesaiyi bitirip evine yetişmeye çalışan(!) araçların istilasına uğramıştı. (Araç derken aracın içindeki insanları kastederek mecaz-ı mürsel yaptım.) On beş dakikadır yürüyordum ve henüz durağa benzer hiçbir şey görememiştim. Artık takatim kalmamıştı. Üstelik edilebilecek bütün küfürleri de etmiştim. Hem de vurgu ve tonlamalara dikkat ederek. Acelem olduğu için hızlı adımlarla yürüyordum ve bu sebeple de ateş basmıştı. Hararet yapmıştım ve su kaynatıyordum. Hemen, caddeye paralel uzanan yüksek duvara yaslandım ve montumun önünü açarak hararetimin geçmesini beklemeye başladım. Bu arada sigara yakmayı da unutmadım tabii ki. Ne de olsa sigara harareti alır.
Biraz duman iyi gelmişti. Beynime giden kanallar açılmıştı ve daha sağlıklı düşünebiliyordum. Aklıma bir sürü küfür geldi. Hatta yeni küfürler bile uydurdum. Hepsini de bir çırpıda saydırıverdim belediyeye. Hararetim geçmiş, iyice rahatlamıştım. Artık yürümeye devam edebilirdim. Sigaramı söndürüp yürümeye başladığım sırada yüksek duvarın ardından bir çığlık sesi duydum. Serçe parmağımla kulağımı biraz karıştırıp sese dikkat kesildim. Öncekinden daha kuvvetli şekilde aynı çığlığı tekrar duydum. Bir kadın sesiydi bu. Dövüyorlar mıydı, doğruyorlar mıydı, artık her ne yapıyorlarsa kadının çığlığından çok acı çektiği anlaşılıyordu. Etrafıma şöyle bir baktım. Yakınlarda benden başka hiç kimsecikler yoktu. Birden heyecanlandım. Böyle bir durumda ne yapmalıydım?
***
Ferit abi geldi aklıma. Mahallemizin önde gelen delikanlılarındandı. Biz küçükken her mahallede böyle delikanlı abiler olurdu. Genellikle liseyi bitirmiş fakat üniversiteye girememiş, bakkalın önündeki duvarın üstünde oturup gazoz içerek vakit geçirirlerdi. Ortaokul çocuklarını etraflarına toplarlar, engin tecrübelerini çocuklara aktarırlardı. Ferit abi de bu tip bir abiydi, ama en delikanlılarıydı. Çünkü bizim mahallede oturuyordu. Ayrıca Ferit abinin süper hikayeleri olurdu. Bu hikayeleri öyle renklendirerek anlatırdı ki saatlerce sıkılmadan dinlerdiniz. Hikayenin sonunda da mutlaka hayatımız boyunca bize ışık tutacak öğütler olurdu.
"Otobüse bindiğinizde mutlaka en arka köşeye oturun. Bir kadın veya yaşlı geldiğinde yer vermekten kurtulursunuz. Eğer ön veya orta taraflarda oturursanız da cam kenarını tercih edin. Başınızı cama yaslayın ve uyuyor numarası yapın ama uyumayın. Sonra durağı kaçırırsınız. Oldu da koridor tarafına oturmak zorunda kalırsanız hasta numarası yapın. Elinizle sürekli karnınıza bastırarak acılar içinde kıvranın yol boyunca. Ağzınızı açmayın, gözünüzü açın."
"Bir suç işleyip ailenize veya öğretmenlerinize yakalandığınızda hemen inkar edin. Unutmayın, inkar yiğidin kalesidir! Olmadı suçu en yakın arkadaşınızın üstüne atın. Kurtaramayacak gibiyseniz ağlayın. Aslında sizin bunu yapmak istemediğinizi hep arkadaşlarınızın sizi buna zorladığını da belirtin. Böylece özünde iyi biri olduğunuzun ama çevrenizdekilerin kötü olduğunun izlenimini verirsiniz."
"Bir kavga gördüğünüzde mutlaka yolunuzu değiştirin. Sakın araya girmeyin. Araya giren arada kalır. Bir de kavgada dayak yiyen çok bir arkadaşınız veya kardeşinizse görünmemeye dikkat edin. Çünkü dayak yiyen sizi görürse sizden yardım ister mutlaka. Fark edilirseniz bi posta dayak da siz yersiniz. Kaçın. Kaçanın anası ağlamaz."
Tekrar düşündüğümde bu Ferit abinin delikanlı değil, kansızın teki olduğuna kanaat getirdim. İyi ki zamanında taşınmışız o mahalleden diye şükrettim. Sonra, böyle serseri birinin elinde büyüsem ne kadar adi bir varlık olabileceğimi düşündüm ve çok sinirlendim.
Bütün bunları düşünürken, sinirden olacak, daha hızlı yürümüş ve durağa gelmiştim. Aynı anda belediye otobüsü de durağa yaklaştı. Hırsımı belediye şoföründen almaya karar verdim. Biner binmez bağıracak, bir kilometre boyunca neden durak olmadığının hesabını soracaktım. Otobüse bindiğimde biletimin olmadığını anladım. Şoföre; "Biletim yok da aağbi, içerden bi sorabilir miyim?" diye yavşadım. Şoför tek kaşını kaldırarak asık bir suratla, burnundan nefes vererek "Her yerde bilet satılıyor, hala biletsiz geziyorsunuz kardeşim. Hadi sor bakalım." şeklinde merdivenlere paspas yaptı beni. Yolculara döndüm ve kısık bir ses tonuyla "Fazla bileti olan var mı?" diye seslendim. En önde oturan orta yaşlarda temiz yüzlü bir amca hemen uzattı bir bilet. Mağrur bir komutan edasıyla biletimi basarken göz ucuyla da şoföre poz yaptım ama soldaki dikiz aynasından baktığı için beni görmedi. Temiz yüzlü amcaya biletin parasını uzattım ama almadı. Ben de ısrar etmedim. Seri adımlarla arkaya doğru ilerledim. Daha ilk basamağı çıktığımda görmüştüm. En arka köşedeki koltuk boştu.

Yorumlar
Yorum Gönder