Ana içeriğe atla

Şuurumu Kaybettim


Her yere baktım, yok yok yok...
Kanepenin arkasına, karyolanın başucuna, halıların altına,
sanki yer yarılmıştı da içine girmişti.

Bu ilk kaybedişim değildi tabi. Bundan on sene evvel kaybetmiştim de bütün köy seferber olmuş; dağ-bayır, orman-çayır bütün köy hududunu baştan başa aramış-taramış da bulamamıştık. Nihayet yorgun argın köye rücu ediyorduk ki, Yıldızdüştü'lerin köpeği Çopar ağzında şuurumla çıkagelmişti de bütün köy imkansız-ı tarif bir neşeye gark olmuş idik. Kemik kokusuyla karışık, hafiften Çopar salyası aroması ba'zen rahatsız etse de şuursuzluğun ne demek olduğunu bildiğimden katlanmıştım on sene.

İşte, on sene sonra yine şuurumu kaybettim. Nasıl oldu, ne zaman kayboldu farkında değilim. Dün gece mi evvelki gece mi bilemiyorum. Acaba gazeteye ilan mı versem diye çok düşündüm ama... Ma'lum şuursuzluğum hasebiyle böyle bir hamle-i acelenin muvafıklığı beni derin bir şekk-i şüpheye düçar kılmakta, suggèrent que profonde.

Hasılı yarenler, ho una condizione molto difficile.
Quiero encontrar mi conciencia.
Please help me,Пожалуйста...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tarak

- Şişşşş, kalk lan, kalk. - Dur biraz ya, en heyecanlı yerdeyim. - Lan kalk, dellendirme adamı! - Ya ne var gene ya, ne var? - Ölmüş eşek gibi yatıp duruyon. - Off. Ya Mümtaz abi gene mi sen? - Ulan hayvan, insan bi hoş geldin der önce. - Ya Mümtaz abi sen ne biçim ölüsün Allah aşkına. Zırt pırt gelip duruyosun. Yok mu orda başınızda bekleyen birileri. - Bizim kazanın zebanisinin bi işi varmış dünyada. Bana görev yazdı. Aramız iyi de. - İnanmıyorum sana abi ya. Gittin üç ayda zebanilerle kanka mı oldun? - Beni biliyon Ersinciğim. Sıcak kanlı insanım. Girdiğim her ortamda, hemen herkesle kaynaşırım.

Kulak Memesi Kıvamında

* Sıcaktan korunmak için en son tercih edilmesi gereken yer ateşin gölgesidir. * En güzel vehim kadındır. * Özgür düşünce, düşünmeyi öğrendiğin o ilk anda biter. * Bir fili sineklikle öldüremezsin. * Bir sineği öldürmek her zaman daha kolaydır. * Çay demlemek ciddiyet gerektirir. Sallamaya gelmez! * Sandalye ancak dört ayağıyla makbuldür. Tek ayağı kırık sandalyenin itibarı yoktur. * Sigaram hakkında söz söyleyenler, onun kadar dosdoğru olabilseler keşke. * Hayat kadar gerçekçi bir yalan olamaz. * Üzümün kanını, arpanın sidiğine tercih ederim. * Yıldızları ikişer ikişer sayman pek bir şey değiştirmeyecek. * Elektrikler kesildiğinde tezgahın üzerindeki sütle buzdolabındaki sütün kaderi aynıdır: Çöp! * Hatıralar sarmış dört bir yanımı ve benden teslim olmamı istiyorlar. * İki ucu boklu bir değnek varsa elimde, mutlaka iki ucundan birden tutarım. * Haliyle senin söylediklerin değil, aynı şeyleri söyleyen daha muteber birisinin söyledikleri itibar görecektir....

İtin Makatı

"Nihayet mart ayı geride kaldı. Artık köşe başlarına, duvarlara sinmiş; ince ince bakış atan, çapkın çapkın bıyık buran kedilerin hışmından kazasız belasız kurtulduk." diye düşünerek eve doğru yürüyorum. Dudağımda "Hava ayaz mı ayaz" makamında ıslık, ellerim ceplerimde yürüyorum... Bina kapısına geldiğimde üç anahtarlı anahtarlığımı şıngırdatarak çıkartıyorum. Üçünü de teker teker deniyorum her zamanki gibi. Her zamanki gibi üçüncü anahtarla açılıyor kapı. İkinci katı sessiz ve seri adımlarla çıkıyorum. Yönetici deli kadın her an çıkabilir ve saçma-sapan sorularla beynimi iğfal edebilir. Menopoz sıkıntısını benim üzerimden savuşturmaya çalışabilir. Hayalet gibi süzülüyorum kapısının önünden...