Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ne mi yedim?

Geçenlerde Dilaver'e rastladım. Uzun süredir görüşmüyorduk. Nasıl da özlememişim. Ayak üstü biraz lafladıktan sonra bir bahane bulup kaçarım diye düşündüm. Ama nerde bende o şans? Hal hatır faslından sonra sorduğu ilk soruya (Nereye gidiyorsun?) gaflet içerisinde verdiğim cevap (Hava almaya çıktım, boş boş geziyorum işte.) yüzünden mecburen Dilaver'e katlanacaktım bugün. Bana rastladığı iyi olmuşmuş, telefonla bana ulaşamıyormuş, bir yerlere gidip iki lafın belini kırmalıymışız. Mıy mışız? Neyseymiş, bildiği ucuz bir çaycı varmış, biraz salaş bir mekanmış, sapa bir yerdeymiş ama olsunmuş, çayı ucuzmuş, bir bardak çaya bir kilo çay parası vermek us karı değilmiş. (Ah öztürkçe zevzekliği ah!)

Mesleğe Saygı: Tıraş

Arkadaş, bi kere insanın yaptığı işe saygısı olacak! Eğer sesinle bir iş yapıyorsan sesine dikkat edeceksin. Ayakların mesleğin için çok önemliyse ayaklarının bakımına özen göstereceksin. Parmaklarınla bir iş yapıyorsan parmaklarını koruyacaksın. ( Burada parantez açmak zorundayım. "Parmakla iş" deyince aklına saçma-sapan şeyler gelebilir. Gelmediyse bile şu andan itibaren düşünmeye başlamışsındır muhakkak. Parmakların önemli olduğu meslekler; dişçi, piyanist vb.) Ben bu konuya çok önem veririm. Mesela, geçenlerde Taksim'de travestiye benzer bir şeye rastladım. Adam işkembecide oturmuş çorba içiyordu. Buraya kadar her şey normal. Lakin biraz daha yakından geçince bir de ne göreyim? Adam iki günlük sakalla oturuyor. Nasıl bir sinirlendim anlatamam. Bir an içimden o çorba tasını alıp kafasına geçirmek geldi. Yav arkadaş. (Buradaki hitap lafın gelişi.) Sen travestisin. ( Yok sana demedim. Hikayemize konu olan kişiye söylüyorum.) Senin bir mesleğin var. Bu mesleğind...

Helva Yapsana

- Şişşşş, kalksana lan. - Ya Mümtaz abi bi git başımdan. - Ya oğlum kalksana, ne yatıp duruyon? - Hiii, Mümtaz abi! - Allah cezanı versin. Ne bağırıyon lan, ödüm bokuma karıştı. - Mümtaz abi sen ölmedin mi yaaa? - Hee, öldüm. - Ölü müsün şimdi sen. - He la oğlum, he. Hatırlamıyon mu üç ay önce gömdünüz ya. - Hatırlıyom da, ölüysen nasıl geldin buraya? - Münker'den izin aldım iki günlüğüne, atladım geldim. - Oluyo muymuş öyle? - Taze ölüyüm ya, alışamadım daha, hava değişimi falan izin kopardık işte. - Eee ne var ne yok o tarafta? - Fincancı katırlarını ürkütmezsen bi şey yok. - Nasıl yani?

CELLÂT

Basmazdı, Dikkat ederdi. Darağacının gölgesinde Açan çiçeklere... Sehpaya tekme Atmadan önce!

Nazım amcanın edebiyat dersleri -1- (mermer önemli)

Dibace Öğrencilik yıllarımda şiiri çok sevmekle beraber şiir tahlili konusunda pek bi beceriksizdim. Hele şiiri nesre çevirme işlerine ise ayar olurdum. Yav bu zaten nesre çevrilebilecek olsaydı şair hiç bu kadar kasmazdı, değil mi? ( "Değil mi?" kelime grubu her ne kadar soru kalıbında yazılsa da burada soru sorma maksadıyla yazılmamıştır. "Değil" şeklinde bir cevap vermeye yeltenenlere önemle duyurulur.) Alırdı eline kalemi, yazardı aklına geleni. (Şu an benim yaptığım gibi mesela.) Ama şair, "siyah serviler" tamlaması için beş yıl bekletmiş şiiri tezgahta... Hasılı, bir neslin şiir zevkini -kendi neslim adına konuşuyorum- şiiri nesre çevirte çevirte sittiler.

Hikaye-i Çöpçatan

Ah Açangül Teyze ahh! Nerden açtın bu belayı başıma? Gerçi seni tanıyıp da belaya bulaşmamak kabil (yıllarca Yakub Kadri, Peyami Safa romanlarında sıkça karşılaştığım bu kelimeyi cümle içerisinde kullanıyorum nihayet.) değil. Açangül teyzeyi tanımıyorsanız hatta onu tanıyanları tanımıyorsanız dünya gerçekten güzel bir yerdir sizin için. Gerçi bu yazıyı okuyup da beni tanıyorsanız, siz de Açangül teyzeyi tanıyanları tanıdığınız için bu dünya ne yazık ki sizin için de güzel bir yer değildir. Ve beni tanıyorsanız, bu sizli bizli konuşmayı bırakıp senli benli olabiliriz. Hatta sana lan diye de hitap edebilirim.

Safkan Öküz

- İngiltere'ye gidiyorum haftaya. - Essah mı diyon ya la? - (İstihzalı* bir eda ile)Essah diyom ya la. Bir isteğin var mı? - Ne istesem ki? Neyi meşur oranın? - Çattık ya. Ben ararım seni gidince. - Buldum valla, baq hele. - Ne buldun ...(biiip)( Oto sansür ) - Birden ne istiyon diyince sen aklıma gelmedi. İngiliz atı meşhur ya. Getirsene bi dene. - Safkan mı olsun? - Safkan olsa iyi olur emmee yarım kan da iş görür. - Kafan iyi mi kardeşim senin, oradan buraya at mı gelir? - Niye gelmesin ki? Burdan oraya senin gibi öküzler gidiyor da, ordan buraya at niye gelmesin? Kıssadan hisse: İngiliz'in safkan atı varsa bizim de safkan öküzümüz var.** * Kaaasım olan anlamaz. ** Açıklama Kaaasımlar için yapılmıştır.